KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/9505 E., 2008/10684 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Eylül 2008
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
489 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı tarafından, davalı aleyhine 11.06.2007 gününde verilen dilekçe ve dahili davalı ... aleyhine 21.01.2008 gününde verilen dahili dava dilekçesiyle geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı bakımından reddine, dahili davalı bakımından kabulüne dair verilen 19.02.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi dahili davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişilerin 05.11.2007 tarihli raporunda 2 no.lu alternatif olarak gösterdikleri (B) harfli yerden davacı yararına geçit hakkı tesis edilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Türk Medeni Kanunun 747/2. maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil, objektif
esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Somut olaya gelince;
Dava, doğrudan 380 parsel sayılı taşınmaz maliki hasım gösterilerek açılmıştır. Başka bir anlatımla, davacı geçidin bu parsel üzerinde kurulmasını istemiştir. Oysa, dosyada toplanan deliler özellikle bilirkişilerin rapor ve krokilerinden davacının geçit ihtiyacını karşılayacak başka alternatifler de bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, davacının geçit ihtiyacını civardaki parsellerin ortak sınırı üzerinden kurulma olanağı da bulunmaktadır.
Az yukarıda sözü edildiği üzere, denilebilir ki geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda dava konusu üzerinde davacının tam bir tasarruf hakkı yoktur. Uygun alternatifi fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi doğrultusunda ve davacının subjektif arzusuyla bağlı kalmaksızın hakim tayin edecektir.
Ne var ki, temyiz konusu davada alternatif olarak değerlendirilen geçit yerleri incelenmemiş, hatta komşu parsellerin ortak sınırları üzerinden de geçit kurulabileceği yönü gözden kaçırılmıştır. Diğer yandan, mahkemenin geçit için tayin edeceği yeri kullanabilmek üzere masraf ederek yol haline getirmek, bu istemde bulunana yüklenebilecek bir külfettir.
Bütün bu açıklamalardan sonra yapılması gereken iş, yerinde yeniden keşif yapılarak krokide ..., yeşil ve kırmızı ile ... alternatifler ile 705 ve 380, 380 ve 383, 383 ve 384 parsellerin ortak sınırlarından geçit alternatifi aranmalı, kurulan geçit yerinin var olan merdiven nedeniyle davacıya zarar verdiği gözetilerek sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır. Kabule göre de; Geçit davaları, kişiler yararına değil, bir taşınmaz lehine ve diğer bir taşınmaz aleyhine hüküm ve sonuç doğuracağından, kurulan geçidin 381 parsel lehine tesisi gerekirken, davacının adından söz edilerek tesisi doğru olmamıştır. Karar, açıklanan nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/9505, K. 2008/10684, 24 Eylül 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama