KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1 E., 2009/3297 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Mart 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
526 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 04.10.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali, tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 13.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 17.03.2009 günü için yapılan tebligat üzerine gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, icap ve icabın kabulü suretiyle oluşan sözleşmeye dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davalı kooperatif, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava reddedilmiştir. Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
Burada üzerinde durulması gereken ilk husus, taraflar arasında önceden görülen Rize 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/407 sayılı dava dosyasının eldeki dava bakımından kesin hüküm sayılıp sayılmayacağıdır. Rize 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/407 sayılı dosyasından aynı davacıların davalı kooperatif aleyhine kooperatif üyeliğinin tespiti ve kooperatif üyeliğine ortaklığına kayıt istemiyle dava açtıkları görülmektedir.
Bu davada ise aynı davacılar kooperatif aleyhine mülkiyet aktarımı istemi ile dava açmıştır. HUMK.nun 237. maddesi hükmüne göre, kesin hükümden bahsedebilmek için her iki davanın tarafları, hukuki sebebi ve dava konusunda birlik bulunması gerekir. Eldeki dava ile Rize 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/407 esasındaki davanın hukuki sebepleri farklı olduğundan kesin hüküm olgusunun varlığından söz edilemez.
Mahkemece hatalı değerlendirme sonucu kesin hükmün bulunduğu nedeniyle de davanın reddi açıklanan sebeplerle doğru olmamıştır.
Gerçekten, davacıların davalı kooperatif başkanlığına hitaben yazdıkları 30.12.1997 tarihli yazıları, bir irade açıklaması olup bu irade beyanına icap denir. Davalı kooperatif yönetim kurulunun 05.01.1998 tarihli yanıtı ise, icapcı’nın irade beyanının uygun bulunduğuna dair kabul beyanıdır. Kısaca, taraflar arasında birbirine uygun icap ve kabul suretiyle meydana gelmiş bir harici taşınmaz satım sözleşmesi vardır. Sözleşmede kararlaştırılan 2.200.00 YTL. satış bedelinin davacılar tarafından kooperatife ödendiği de çekişmeli değildir.
Davanın çözümünde öncelikle, davalı kooperatif yönetim kurulunun gayrimenkul satışına yetkisi bulunup bulunmadığı, harici suretle oluşturulan satışın hüküm ve sonuçlarının ne olacağı yönü üzerinde durulması gerekmektedir.
1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 42/6 maddesi hükmüne göre, kooperatiflerde gayrimenkul alımında ve satımında takip edilecek usul ile alınacak gayrimenkulün niteliğini, yerini ve azami fiyatını, satılacak gayrimenkulün asgari fiyatını belirlemek yetkisi kooperatifin en üst organı olan genel kurula tanınmıştır. Başka bir anlatımla, genel kurul kararı olmaksızın veya bu konuda kooperatif genel kurulu yetki vermeden yönetim kurulunun gayrimenkul satım yetkisi yoktur.
Mahkemece öncelikle bu husus üzerinde durulmalı, kooperatif yönetim kurulunun 05.01.1998 günlü kabul iradesinin genel kurulun verdiği yetkiye dayalı olup olmadığı araştırılmalıdır. Diğer taraftan, tapuda kayıtlı bir taşınmaz satışının Borçlar Kanununun 213. ve Türk Medeni Kanununun 706. maddeleri hükmü gereğince resmi şekilde yapılması zorunludur. Aksi takdirde, taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmeler geçerli kabul edilemez.
Ancak, kabul beyanında bulunan davalı kooperatif, satışa konu taşınmazdan yüklenici sıfatıyla hareket ederek arsa payı karşılığı sözleşme uyarınca bina yapmakta ise 30.09.1998 tarih 2/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre edimler karşılıklı olarak tümüyle veya önemli oranda yerine getirilmiş ise şekle uyulmadan yapılan sözleşmeye rağmen şekil eksikliğinin ileri sürülmesi dürüst davranma kurallarına uygun düşmeyeceğinden adi yazılı sözleşmeye değer tanımak olanaklıdır.
Mahkemece, bu husus üzerinde de durulmamış, araştırma ve inceleme yapılmamıştır.
Yapılan bu saptamalar karşısında eksik inceleme ve araştırmaya dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/1, K. 2009/3297, 17 Mart 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama