KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/10051 E., 2009/11283 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Ekim 2009
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
772 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22.08.2007 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 06.03.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, 843 parsel numaralı taşınmazının genel yol ile bağlantısının bulunmadığını belirterek geçit hakkı kurulması isteminde bulunmuştur.
Davalı, kendi taşınmazının miktar olarak küçük olduğunu geçit kurulması halinde kullanılmasının güçleşeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile davacı taşınmazı yararına, 825 numaralı parselin 30.07.2008 tarihli bilirkişi raporunda A harfi ile belirtilen kısmından geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” yada “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Yararına geçit hakkı kurulması istenilen taşınmazın genel yol ile bağlantısının bulunmadığı sabittir.
Mahkemece, yapılan inceleme ve dosyaya sunulan bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmaz için en uygun geçitin bilirkişi raporunda belirlenen alternatif yollardan (I) numaralı seçenekte belirtilen yol olduğunun kabulü ile 843 sayılı parsel yararına 825 sayılı parselden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Ancak, yukarıda da açıklandığı üzere Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmeli, kurulan geçit taşınmazları genel yola kesintisiz olarak ulaştırmalıdır.
Belirtilen nedenle mahkemece, yararına geçit istenen taşınmaz komşusu olan tüm parseller dikkate alınarak seçenekler değerlendirilmeli ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Eldeki davada; mahkemenin 2007/31 D.İş. sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporu ile de saptanan ve yararına geçit hakkı istenilen taşınmaz sınırında bulunan 825,826,833 numaralı parsellerin ortak sınırından verilen geçitin en uygun alternatif olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, 843 parsel sayılı taşınmazın tüm komşu parselleri ile civardaki yolları gösterir daha kapsamlı pafta örneği getirtilerek, mahallinde yeniden keşif ve inceleme yapılmak suretiyle tüm alternatifler yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirilmeli, bu arada özellikle 843 parsel sayılı taşınmaz ile 825, 826,833 parsel sayılı taşınmazların müşterek sınırı da değerlendirilmek suretiyle en uygun güzergah saptanmalıdır. Belirtilen hususlar dikkate alınmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/10051, K. 2009/11283, 20 Ekim 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama