KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/10203 E., 2009/10997 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Ekim 2009
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
438 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.03.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 05.09.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı Hazine, dava konusu 108 ada 52 parsel sayılı taşınmazın evveliyatının mer’a olduğunu, zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını belirterek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile mer’a olarak sınırlandırılarak özel sicili yazılmasını istemiştir.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın mer’a niteliğinde bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, çekişme konusu taşınmazın evveliyatının mer’a olduğu iddiasına dayalı tapu iptali ile mer’a olarak sınırlandırılması istemine ilişkindir.
Kadastro Kanunu’nun 12. maddesi “30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.
Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.
Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.
Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.
Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar” hükmünü içermektedir.
Anılan maddenin üçüncü fıkrasına 5841 sayılı yasanın 2. maddesi ile “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatlarına bakılmaksızın uygulanır” hükmü eklenmiştir. 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860-232 sayılı Hukuk Genel Kurulu Kararında da vurgulandığı üzere kural olarak herhangi bir yasa ve düzenleyici hüküm o yasanın yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuksal sonuç meydana getirir.
Somut olayda, çekişme konusu 108 ada 52 parsel sayılı taşınmaz 29.01.1991 tarihinde kadastro nedeni ile davalıların murisi adına kayıtlıdır. Davacı, taşınmazın kadim mer’a olduğu iddiası ile 30.03.2006 tarihinde dava açmıştır. Görülüyor ki, 10 yıllık hak düşürücü süre davanın açıldığı tarih itibariyle geçmiştir. Bu nedenle, mahkemece, taşınmazın tescili ile dava tarihi arasında 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiği gerekçesi ile davanın reddi yerine taşınmazın mer’a olmadığı gerekçesi ile reddi doğru görülmemiş ise de davanın reddi sonucu itibariyle doğru bulunduğundan, HUMK. nun 438/IX maddesi uyarınca onanması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/10203, K. 2009/10997, 15 Ekim 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama