KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/10352 E., 2009/11001 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Ekim 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
684 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 04.08.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 09.04.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, kadastro öncesi zilyetliklerinde bulunan ve kadastro nedeni ile Hazine adına tescil edilen 1 parsel sayılı taşınmazın ihaleye çıkartıldığını, dava dışı ...’nın da katılımı ile taraflar arasında 26.10.1998 tarihinde düzenlenen anlaşma uyarınca davalının ihaleye katılıp, ihalenin kazanılması ile taşınmazın 1/3 payın adına tescili gerektiğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescil istemiştir.
Davalı, taşınmazı ihale ile Hazine’den satın aldığını, davacının payına isabet eden bedeli ödemediğini savunmuştur.
Mahkemece, mülkiyet naklini sağlayan sözleşmelerin resmi biçimde yapılması gerektiği, taraflar arasında resmi bir sözleşme bulunmadığı gibi davacının taşınmaz bedelini de ödediğini kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacı, davalı ve dava dışı ... arasında 26.10.1998 tarihli bir sözleşme düzenlenmiştir. Bu sözleşme uyarınca ihaleye davalı ... katılacak, ihalenin kazanılması ile herkesin kullanımında olan yerlerin bedeli ödenerek paylaşılacaktır. Davacının dayandığı 26.10.1998 tarihli belge yukarıda sözü edilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı belge niteliğindedir. Davacı, davalı ile yaptıkları inançlı işlemi bu belge ile kanıtlamıştır. Ancak, taşınmaz bedelinin davalıya ödenip ödenmediği hususu kanıtlanamamıştır.
Türk Medeni Kanununun 6.maddesi hükmü gereğince bedelin ödendiğine ilişkin iddianın davacı tarafından kanıtlanmasına olanak verilmelidir. Bedelin ödenmediğinin anlaşılması halinde, inançlı işlemin tarafları bağlayıcı olması dikkate alınarak, taşınmazın davacıya bırakılması gereken kısmının dava tarihindeki belirlenecek değeri depo ettirilmelidir.
Ayrıca, inançlı işleme konu taşınmaz bölümünün ifrazının mümkün olup olmadığı da araştırılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir.
Mahkemece, değinilen yönler üzerinde durulmaksızın eksik inceleme ve araştırmayla davanın yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/10352, K. 2009/11001, 15 Ekim 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama