Davacı, 2738 ve 3443 parsel sayılı taşınmazlarda Kadastro Kanununun 41.maddesi uyarınca düzeltme yapıldığını ve bu düzeltme ile 2738 parsel sayılı taşınmazlarında 5.50 m2.lik azalma olduğunu ileri sürerek işlemin iptalini istemiştir.
Davalılar davanın reeddini savunmuşlar, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41.maddesi uyarınca yapılan düzeltme işleminin iptali isteğine ilişkindir.
5304 Sayılı Kanunun 9.maddesi ile yapılan değişiklikten sonra anılan madde;
“Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir.
Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir.
Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş olan taşınmazlarda, değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine Kadastro Müdürlükleri yetkilidir” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya baktığımızda;
Kadastro müdürlüğü 25.06.2007 tarihli işlemi ile 2738 ve davalı ...'e ait 3443 sayılı parsellerde sınırlandırma hatası olduğundan bahisle 41.maddeye göre düzeltme yapmıştır. Yapılan bu düzeltme işlemini de maddede belirtildiği şekilde hak sahipleri ve ilgililere tebliğ etmiştir. Davacı 2738 sayılı parseldeki düzeltme işleminin hatalı olduğunu ileri sürmüş, bu parselle ilgili hak sahibi olduğunu belirtmiştir. Ne var ki, taşınmaz tapuda kendilerine düzeltme işlemi tebliğ edilmeyen dava dışı üçüncü kişilere aittir. Davacı kooperatif, kayıt maliki olmadığı gibi taşınmaz üzerinde başka bir hakka da sahip değildir. Bu durumda davacıyı 41.madde anlamında ilgili ya da hak sahibi olarak kabul etme olanağı bulunmamaktadır.
Bilindiği gibi, davacılık sıfatı hukuki yararla yakından ilgilidir. Sübjektif hakkının ihlal edildiğini ileri süren kişi bu ihlalin giderilmesi için dava açabilir. Hakla ilgisi de olmayan kişinin hukuki yararından da söz edilemez. Davacı kooperatif de düzeltme işlemine konu taşınmazlar üzerinde herhangi bir hakka sahip olmadığına göre ihlale uğramış sübjektif hakkı bulunmamaktadır.
Mahkemenin bu yönü gözeterek aktif husumet ehliyeti yokluğundan davayı reddetmesi gerekirken değişik başka gerekçelerle davanın reddi doğru olmamıştır. Ancak verilen hüküm sonucu itibari ile doğru olduğundan HUMK.nun 438/son maddesi uyarınca hükmün gerekçesi açıklandığı şekilde DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 21.10.2009 tarihinde oybirilği ile karar verildi.