KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/11122 E., 2009/12583 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Kasım 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Davacılar
- ... VD.
Karar Metni
619 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 10.09.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davacı ...'nin davasının reddine, davacı ...'in davasının açılmamış sayılmasına dair verilen 03.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacılar, 04.12.1996 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile dava dışı ... mirasçıları tarafından kendilerine satışı vaat edilen taşınmazların, 17.04.1997 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile de davalıya satışının vaat edildiğini, davalının 04.12.1996 tarihli satış vaadi sözleşmesinin varlığını mahkemeden gizleyerek kötüniyetli olarak taşınmazları, İstanbul Asliye 1.Hukuk mahkemesinin 02.03.2004 tarih 2002/685-2004/49 sayılı kararı ile, hükmen adına tescil ettirdiği iddiasıyla taşınmazların adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı, davacıların taşınmazı satın almak istemeleri üzerine kendisinin vekaleten satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını,ancak davacıların satıştan evvel kaparo olarak verdikleri bedeli geri isteyince bunu davacılara ödediğini ve alımdan vazgeçtikleri için de taşınmazı kendisinin satın aldığını savunmuş, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, satış vaadi sözleşmelerinin şahsi hak doğurduğu, sözleşmenin tarafı olmayan davalıya karşı talepte bulunulamayacağı gerekçesiyle davacı ...’nin davası reddedilmiş, ... yönünden de davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
./..
2009/11122 - 12583 - 2 -
Hükmü davacı ... vekili temyiz etmiştir.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ilerde kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzeninin sağlanması düşüncesiyle, satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat, hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.
Belirtilen ilke, TMK’nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde hükme bağlanmış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddede “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Somut olaya gelince; hükmen tescil suretiyle 02.03.2004 tarihinde mülkiyeti kazanmış görünen davalı ..., sözü edilen hükümde, 17.04.1997 tarihli satış vaadi sözleşmesindeki alıcı sıfatıyla mülkiyete hak kazandığından bahisle hükmen tescile talip olmuştur. Mahkemece de bu satış vaadine değer verilmek suretiyle ...’in davasının kabulüne karar verilmiştir. Davalı ...’in buradaki kazanımının korunabilmesi için bu ayni hakkının yolsuz olarak tescil edilmemiş olması gerekir.
Türk Medeni Kanununun 1024. maddesi hükmü gereğince bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse yasal korumadan yararlanamaz.
Davalı ...’in mülkiyet kazanımına dayanak yapılan 17.04.1997 tarihli satış vaadi sözleşmesinden önce, ...’e satış vaadi suretiyle hak aktarımında bulunan ... mirasçıları, ...’i vekil atamak suretiyle, 04.12.1996 tarihinde bizzat davalının katılımı ile düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile miras paylarını bedeli mukabilinde, davacılar ... ve ...’e temlik etmişlerdir.
Görüldüğü üzere davalı ..., vekil sıfatıyla katıldığı satış vaadi sözleşmesi ile müvekkillerinin mülkiyetinden çıkarılmasını vaat ettiği ayni hakka apaçık bir kötüniyetle sahip olmak istemiştir. Bu nedenledir ki. 14.07.1997 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayanılarak edinilen
mülkiyet kötüniyetle kazanılan bir haktır. Yukarıda vurgulandığı üzere Türk Medeni Kanununun 1024. maddesi gereğince hukuken korunamaz. Davacılar ... ve ...’in dayandıkları 04.12.1996 tarihli satış vaadi sözleşmesi geçerlik şartlarının tümünü taşımakta olup, bu sözleşmeye dayanılarak açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. Davalılardan... ./.. 2009/11122 - 12583 - 3 -
’in vekaletnamesinin sunulmaması nedeniyle davada taraf sıfatı olmadığından hakkında açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olması yerinde olup, davacı ...’nin yarı payına yönelik tapu iptali ve tescile ilişkin davasının kabulüne karar verilecek yerde olaya ve hukuka uygun düşmeyecek gerekçe ile bu davacının davasının da reddi doğru görülmemiş bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/11122, K. 2009/12583, 10 Kasım 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama