KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1158 E., 2009/2173 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Şubat 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
423 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 23.05.2008 gününde verilen dilekçe ile sulh anlaşmasına dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 09.07.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.12.1987 tarih 1985/113–1987/400 sayılı ilamı ile sulh anlaşması sonucu oluşan hükme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı 106 parsel maliki, dava konusu yerin 106 parsel sayılı taşınmazın çap kaydı içerisinde kaldığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişinin 15.02.2008 tarihli rapor ekindeki krokinin “A” harfi ile gösterilen 106 parsele ait tapu kaydının iptali ile 1369 m2 kısmının davacılar ... Yalçınkaya mirasçıları adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Davadaki istemin dayanağı Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.12.1987 tarih 1985/113-1987/400 sayılı ilamıdır. Gerçekten, anılan ilamda bilirkişinin 09.12.1987 günlü raporuna gönderme yapılmak suretiyle tarafların vardıkları sulh anlaşmasının tasdikine karar verildiği görülmektedir.
Sulh, Hukuk Usulü Muhakeme Kanununda bağımsız bir şekilde düzenlenmiş kurumlardan değildir. Ancak değişik kanun hükümlerinde sulhe ilişkin düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Uygulama ve doktrinde sulh, tarafların karşılıklı olarak anlaşmaları ile çekişmeye son verme işlemi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, Yargıtay yoluna başvurulmadan kesinleşen sulhe ilişkin mahkeme kararı davacılar lehine hüküm ve sonuç meydana
getirecektir. Ne var ki, eldeki tapu iptali tescil davasında tüm sorun sulhle sonuçlanan mahkeme ilamı ile o dava dosyası arasında bulunan bilirkişinin 09.12.1987 günlü raporundaki yerin davalının mülkiyetindeki 106 parsel içerisindeki kapsamını doğru olarak saptamaktır.
Mahkemenin karara dayanak yaptığı bilirkişinin 15.02.2008 havale tarihli rapor eki krokide bu yer “A” harfiyle gösterilmiş ise de, rapordaki açıklamalarda yüzölçümü 2295.93 m2 olarak ölçülmüştür. Mahkeme ise A harfli yerin yüzölçümünü hükme dayanak alınan rapor hilafına hüküm gerekçesinde 1369 m2 olarak yazmıştır. Görülüyor ki, bilirkişinin krokisi ile açıklaması birbirinden farklı olduğu gibi krokide A harfi ile gösterilen yer gerçekte 2295.93 m2 iken bu yerin yüzölçümü hüküm yerine 1369 m2 olarak geçirilmek suretiyle çelişki yaratılmıştır. Bu haliyle hükmün sağlıklı bir şekilde infazı olanağı bulunmadığı açıktır.
Mahkemece yapılması gereken iş; yerinde yeniden keşif yapılarak bilirkişi veya bilirkişi kuruluna sulhle sonuçlanan 1985/113 esas sayılı dosyadaki bilirkişinin 09.12.1987 tarihli krokisinde sözü edilen yerin davalının 106 sayılı parselinin çap kısmındaki bölümünü belirletmek, infaza elverişli sağlıklı rapor ve kroki düzenletmek ve isteği bu bölüme hasren kabul etmek olmalıdır. Değinilen yönler bir yana bırakılarak infazda tereddüt meydana getirecek biçimde hüküm kurulması doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/1158, K. 2009/2173, 19 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama