KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/12442 E., 2009/14021 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Aralık 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
390 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 02.12.2007 gününde verilen dilekçe ile noter satış vaadi sözleşmesine ve temlike dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; hak düşürücü süre yönünden davanın reddine dair verilen 26.05.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, dava değeri yönünden duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, 24.07.1995 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davalı, satış vaadine konu yerin imar uygulaması sonucu ... alanında kaldığını, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle dava reddedilmiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Bir tanımlama yapmak gerekirse zamanaşımı, kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş olan alacakların özüne dokunmamakla beraber dava edilebilme vasfını kaybetmesi sonucunu doğuran bir süre geçimidir. Hak düşürücü süreden farklı olarak zamanaşımında borç sona ermemekte, dava edebilme olanağı kalmamaktadır. Hak düşürücü sürenin varlığını hakimin re’sen gözetmesi gerekirken, zamanaşımının varlığı de’fi olarak ileri sürülürse dikkate alınabilir (BK.m.140).
Bununla beraber, zamanaşımı savunması ilk itirazlardan da değildir. Bu itibarla duruşmanın her safhasında ileri sürülebilir. Şu var ki, ilk def’i ve savunmalar sırasında zamanaşımını ileri sürmeyen davalı tarafın taraf delillerinin mahkemedeki münakaşa safhasında ileri sürdükleri zamanaşımı def’i savunmanın genişletilmesi niteliğindedir. Karşı tarafın muhalefeti halinde bu def’i mahkemece incelenemez. Hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi söz konusu değildir.
Halbuki zamanaşımı sürelerinin hem tatili hem kesilmesi mümkündür.
Zamanaşımı ve hak düşürücü süreye ilişkin bu genel açıklamalar ile farklı yönlerinin belirtilmesinden sonra somut olaya gelince;
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
Mahkemece, davalı tarafından ileri sürülmediği halde zamanaşımının hak düşürücü süre olarak nitelendirilmesi ve davanın bu sebeple reddi doğru değildir.
Tarafların çekişmenin esasına ilişkin iddia ve savunmaları gözetilerek bir hüküm kurulması gerekir.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/12442, K. 2009/14021, 14 Aralık 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama