KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/13187 E., 2009/13841 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Aralık 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
752 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.12.2006 gününde verilen dilekçe ile muhtesatın aidiyetinin tespiti ve beyanlar hanesine şerh verilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, diğer davalılar aleyhine açılan davanın kabulüne dair verilen 15.01.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... ve ... vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin duruşma gideri verilmediğinden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti ve tapu siciline muhdesat belirtmesinin yazılması istemine ilişkindir.
Davalı ... davayı kabul etmiş, davalı ..., ..., ... davanın reddini savunmuş, davalı ... duruşmalara katılmamış ve savunma yapmamıştır.
Mahkemece, davalı ...’un taraf sıfatı bulunmadığından aleyhine açılan davanın reddine, diğer davalılar aleyhine açılan davanın kabulü ile 3232 sayılı parsel üzerinde bulunan binanın bodrum ve zemin katlarındaki depo ve dükkanların mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespiti ile tapu siciline muhdesat belirtmesinin işlenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ... ve ... vekilleri temyiz etmişlerdir.
22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda “muhdesat” kavramından bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya yalnızca bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlaşılmalıdır. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. Bu hakkın hukuki mahiyeti ve nasıl kullanılacağı ise TMK’nun 722, 724. ve 729. maddelerinde açıklanmıştır.
Somut olayda; dava konusu 3232 sayılı taşınmaza davalı ... dışındaki davalılar ile davacının müşterek malik olduğu ve taşınmaz üzerinde bodrum, zemin ve iki normal kattan ibaret bina bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan binanın bodrum ve zemin katlarında bulunan depo ve dükkanların davacı tarafından yaptırıldığının kanıtlandığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de davacı, daha önce 02.07.2002 tarihinde açtığı davada, aynı binanın ikinci katında bulunan iki adet dairenin kendisi tarafından yapıldığını ileri sürerek muhtesatın aidiyetinin tespitini istemiştir.
Yargılamalar neticesinde dava kanıtlanamadığından Orhaneli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/69 Esas 2005/506 Karar sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Anılan davada, davacı aynı binadaki bodrum ve zemin katlardaki depo ve dükkanların kendisi tarafından yapıldığını ileri sürmediği gibi, yerel bilirkişiler depo ve dükkanların tarafların miras bırakanları ...Tarafından yapıldığını söylemişlerdir.
Bundan ayrı, ...mirasçılarından ...’un davacı ... ile diğer mirasçılar ..., ... ve ... aleyhine, çekişmeli depo ve dükanlara elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemiyle 06.12.2000 tarihinde Büyükorhan Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı 1999/60 Esas sayılı davada, davacı çekişmeli depo ve dükkanları kardeşleri ... ve ... ile birlikte yaptığını savunmuştur.
Orhaneli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/69 Esas 2005/506 Karar sayılı dosyası ile Büyükorhan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/60 Esas 2000/40 Karar sayılı dosyaları davalılar yararına güçlü delildir.
Öte yandan; davalı ..., dava konusu 3232 sayılı parseldeki 3/16 payını bina yapıldıktan sonra 02.10.2003 tarihinde cebri satış yolu ile iktisap etmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 1023. Maddesi hükmüne göre tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımının korunması gerekir.
Dosya kapsamına ve toplanan delillere göre, 3232 parsel sayılı taşınmazda bulunan binanın bodrum ve zemin katlarındaki depo ve dükkanların davacı tarafından yaptırıldğı ve davacıya ait olduğu
kanıtlanamadığı ve davalı ...’in de payını tapu kaydına güvenerek iktisap ettiği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekirken delillerin yanılgılı değerlendirilmesi suretiyle davanın kabulü doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; dava konusu 3232 sayılı parselin tapuda “ müfrez bahçeli ev” vasfı ile kayıtlı olduğu çekişmeli depo ve dükkanların bulunduğu binanın ise kadastro tespitinden sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi olanak sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca.
“Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.” Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğrucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve sadece muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur.
Ne var ki, Kadastro Kanunu kural olarak kadastro bölge ve çalışma alanlarında, üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanır. Anılan yasanın 33. maddesinde Kadastro Kanununun bazı hükümlerinin kadastro çalışma bölgeleri dışındaki genel hükümlere göre açılan davalarda da uygulanacağı kabul edilmiş ise de, uygulanacak hükümler yasanın 14, 15, 17, 18, 20. ve 21. maddeleriyle sınırlıdır.
Değişik bir anlatımla, kadastrodan sonraki hukuki sebeplere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalarda, Kadastro Kanununun 19/2 maddesine dayanılarak muhdesat tespiti ve bunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi istenemez. Böyle olunca, muhdesat belirtmesinin tapu siciline yansıtılması isteminin reddi yerine, tespit kararının beyanlar hanesine yazılmasına karar verilmesi de yerinde değildir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/13187, K. 2009/13841, 9 Aralık 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama