KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1372 E., 2009/4745 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Nisan 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
Karar Metni
657 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.11.1995 gününde verilen dilekçe ile ve birleştirilen dosyada 18.7.1996 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tazminat isteminin kabulüne, diğer talebin reddine dair verilen 17.5.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, tayin olunan 14.4.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı ... vekili Av.... ile karşı taraftan ... vekili Av. ... geldiler.
Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava evlilik birliği içinde edinilen malların birlikte satın alındığı iddiası ile açılan tapu iptali ve tescil, bu istem kabul edilmezse taşınmazların alımında yapılan katkı payının tazminat olarak tahsili isteğine ilişkindir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece mülkiyet aktarımı istemi reddedilmiş, ikinci kademedeki tazminat istemi kabul edilerek asıl davada 14.211.25 YTL birleşen davada ise 60.00 YTL.nin davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Hükmü taraflar temyiz etmiştir.
1- 7.10.1953 tarihli ve 7/8 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere; sicilde eşlerden biri adına kayıtlı bulunan bir taşınmazın, gerçekte kendi namına satın alınması gerektiğini ve bedelini de kendisinin verdiğini ileri sürerek kaydın adına tashihini isteyen diğer eşin bu isteğinin kabul edilebilmesi için, aralarında Türk Medeni Kanununun 706. maddesi hükmüne göre düzenlenmiş resmi bir sözleşme olması gerekir. Böyle bir
sözleşme yoksa davacının mülkiyet aktarımı için geçerli bir hukuki nedene dayandığından söz edilemez ve mülkiyet iddiası dinlenemez. Salt bedelin davacı tarafından ödenmiş olması veya eşler arasında temsil ilişkisinin bulunması da kaydın iptalini gerektirmez.
Eldeki davada, davacı resmi şekilde yapılmış belgeye dayanmadığından tapu iptali ve tescil isteğinin reddine karar verilmesinde yasaya aykırı bir yön yoktur. Davacının açıklanan hususları amaçlayan diğer temyiz itirazları ile davalının bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2- Davacının ikinci kademedeki katkı payına ilişkin tazminat istemine ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Davada 2251, 1530, 2252, 1544, 409 ve imar uygulaması ile 585 ada 1 parsel sayısını ... 181 ada 12 sayılı parseller, birleştirilen davada ise 1542 sayılı parsel dava konusu yapılmış, davalıdan bu parsellere ilişkin olarak katkı payının tahsili istenmiştir.
Karı ... arasında mal ayrılığı rejiminin bulunması Borçlar Kanunu uyarınca sözleşme ilişkisinin kurulmasına engel değildir. Evlilik birliği kurulurken bunun ömür boyu süreceği düşüncesi hakimdir. Bu düşünce nedeniyle de ortak yaşama ve geleceği güvence altına almak amacıyla eşlerin birlikte yatırım yapmaları yaşamın olağan akışına uygundur. Karşılıklı güvene dayalı olarak kurulan evlilik birliği içerisinde eşlerin aralarındaki hukuki ilişkiyi yazılı sözleşmeye bağlamaları beklenemez. Kararlaştırılan anlaşmaya aykırı davranılması nedeniyle tazminat istenmesini önleyen bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
Somut olayda, davacı tazminat isteminde de bulunmuş mahkemece evlilik birliği içerisinde mülk edinilen taşınmazların kazanılmasında davacının %50 oranında katkı verdiği kabul edilmiştir. Ne var ki, mahkemenin hükme dayanak yaptığı 06.03.2007 günlü bilirkişi raporu konusunun uzmanı sayılmayacak bir hukukçu tarafından düzenlenmiş, üstelik raporu düzenleyen kişi taşınmazların değerini keşif yaparak incelememiştir.
HUMK’nun 275 maddesi hükmü gereğince bilirkişinin kendisine sunulan konuda ... ve teknik bilgi belirtmesi için konunun uzmanı olması gerekir. Kaldı ki, bilirkişinin taşınmazların bedellerine ilişkin olarak yapmış olduğu değerlendirmeler hayatın olağan akışına uygun değildir. Örneğin, 274,92 m2 yüzölçümündeki 2251 sayılı parselin değerinin YTL uygulanmasından önceki TL ile 42.326.000 TL değerinde olduğu düşünülemez.
Bu saptama bütün taşınmazların bulunan değerleri içinde geçerlidir. Diğer taraftan davacı bilirkişi raporuna itiraz etmiş, bu itirazın hangi nedenlerle yerinde görülmediği mahkeme karar gerekçesinde gösterilmemiştir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; yerinde keşif yapılarak uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi kuruluna taşınmazların değerini hesaplatmak, davacının katkı oranına göre istemi hüküm altına almak olmalıdır. Bu yönler bir yana bırakılarak, konusunda uzman olmayan kişinin düzenlediği yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilmesi sonucu davanın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak kabulü doğru olmamış, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/1372, K. 2009/4745, 14 Nisan 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama