Dava taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı 25.7.1985 tarihinden davanın açıldığı 15.3.2007 tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtiği gereçesiyle istem reddedilmiştir.
Hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.
Davada 25.7.1985 tarihli biçimine uygun düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesine dayanılmıştır. Dava konusu 5 sayılı parsel tarafların üst murisi ... adına kayıtlı iken murisin 1971 tarihinde vefatı ile mirasçı olarak eşi ... ve çocukları ... ..., ... ... ve ...'a kalmıştır. Mirasçılardan ... ve ... ... 5 sayılı parseldeki iştirakli miras paylarını diğer mirasçı ... ...’ye satış vaadinde bulunmuşlardır. Tapu kaydı 14.1.1993 tarihinde yukarıda adı geçen mirasçılar adına verasette iştirakli olarak intikal etmiştir. Vaat alacaklısı ... ...’ın vefatı üzerine mirasçıları, vaat borçlusu ... ve ... ... mirasçılarına karşı eldeki davayı açarak murislerinin almış olduğu iştirakli payların adlarına tescilini istemektedirler.
Türk Medeni Kanununun 701.maddesi hükmü gereğince elbirliği mülkiyetinde hiçbir ortağın tasarruf edebileceği bir pay söz konusu değildir. Mülkiyet hakkı elbirliği ile ortaklara ait olduğundan elbirliği ortaklığındaki zilyetlik tüm ortaklar adına sürdürülür. Dolayısıyla mirasçı olan davanın tarafları tasarruf şekli ne olursa olsun taşınmaza birlikte zilyet sayılır. Hal böyle olunca dava konusu taşınmazın vaat alacaklısı davacılara ayrıca teslimi gerekmez.
Satışı vaat edilen taşınmazda davacı da hukuken zilyet sayıldığından, dava sözleşme tarihine nazaran 10 yıllık süre geçtikten sonra da açılmış olsa vaat borçlularının zamanaşımı savunmasında bulunması Türk Medeni Kanununun 2.maddesinde yer alan “dürüst davranma” kuralı ile bağdaşmayacağından dinlenemez. Ayrıca vaat borçluları sözleşmede iştirakli bulunan hisseler üzerinde hak ve ilgilerinin kalmadığını da ikrar etmişlerdir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında mahkemece ... ve ... ...’a ait veraset ilamları da dosyaya celbedilerek, çekişmenin esası hakkında bir hüküm kurulması yerine davanın zamanaşımı varlığından söz edilerek reddi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.