KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1566 E., 2009/2131 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Şubat 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
683 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.6.2005 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali tescil mümkün olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 29.1.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili duruşmasız olarak davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 18.11.2008 günü duruşma yapıldıktan sonra görülen eksiklik nedeniyle dosyanın yerel mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmişti. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra dosya yeniden Dairemize gönderilmiş olmakla dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, 2176 ada 1 parselde bulunan 10 numaralı bağımsız bölümü davalı kardeşi ile birlikte satın aldığını, işlem tarihinde Türkiye'de bulunduğundan taşınmazın davalı adına tescil edildiğini belirterek tapu kaydının iptali ile 1/2 payının adına tescilini, mümkün olmadığı takdirde bağımsız bölümün rayiç değerinin tahsili isteğinde bulunmuştur.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali tescil, olmadığı takdirde alacak isteğine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolayı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve özellikle yukarıda içeriği açıklanan nitelikte yazılı delil veya delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunmadığı gibi yemin deliline de dayanılmayacağının belirtilmiş olmasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2-Davacı dilekçesinde tescil isteğinin reddi halinde taşınmazın değeri olan 115.000,00 YTL.nin tahsilini istemiştir.Yanlar arasındaki ilişki bir senede bağlanmamış ve HUMK.nun 293/1 maddesinde belirtilen hısımlık ilişkisi de bulunduğundan istemin her türlü delille kanıtlanma olanağı vardır. Mahkemece tescil isteği reddedilmiş ise de kademeli istem hakkında bir değerlendirme yapılmamış olması usul ve yasaya aykırı olup hüküm belirtilen nedenle bozulmalıdır.
3-Davalının temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece verilen karar gereğince davalı yararına hükmedilen vekalet ücretinin, ıslah dilekçesi ile belirlenen miktar yerine dava dilekçesindeki değer üzerinden belirlenmiş olmasıda doğru görülmemiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/1566, K. 2009/2131, 19 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama