KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/2747 E., 2009/3868 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Mart 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
697 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı-K.Davalı vekili tarafından, davalılar-k.davacılar aleyhine 08.02.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine davalılar-karşı davacılar ... vd.nin açmış olduğu satış vaadi sözleşmesinin iptali istenmesi üzerine bozma kararına uyularak davaların birleştirilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davacı-karşı davalının davasının reddine, birleştirilen davanın kabulüne dair verilen 23.07.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı-k.davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, biçimine uygun düzenlenmiş taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Birleşen davada davacılar, dayanılan satış vaadi sözleşmesinin teminat amacıyla düzenlendiğini, Türk Medeni Kanununun 873. maddesi hükmüne göre geçerli olmadığını, asıl davanın reddini, 30.04.2001 günlü sözleşmenin iptalini istemiştir.
Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile 30.04.2001 günlü sözleşmenin iptaline karar verilmiştir.
Hükmü, asıl davanın davacısı ... temyiz etmiştir.
1-Dayanağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ilerde asıl akit olan satış akdi yapılmak üzere düzenlenen ön sözleşmelerdendir. Nitekim eldeki davada, vaat borçlusu olan birleşen davanın davacıları, davacı ...’ya 122 ada 49, 124 ada 2, 133 ada 32 ve 715 ada 199 sayılı parsellerdeki mirasbırakanları ... ve ...’den gelen paylarının satışını vaat etmiştir. Dosyada yer alan mirasçılık belgesinin incelenmesinden mirasbırakan ... ve ...’nin davalılar ... ve ... dışında başka bir mirasçısı olan dava dışı ...’nin de bulunduğu, kısaca mirasbırakanlar ... ve ...’nin terekesinin elbirliği mülkiyeti rejimine tabi olduğu görülmektedir.
Bu açıklamadan sonra davada üzerinde durulması gereken diğer bir husus da birleşen davanın davacılarının, 30.04.2001 günlü sözleşmenin iddia ettikleri gibi teminat amacıyla düzenlenip düzenlenmediği yönünü kanıtlayıp kanıtlayamadıklarıdır.
Gerçekten, biçimine uygun düzenlenen sözleşmede davalı ve birleşen davanın davacılarının sözleşme konusu taşınmazlardaki mirasbırakanlarından intikal edecek paylarını 15.000 lira bedelle davacı vaat alacaklısına satmayı vaat ettikleri, satış bedeli olan 15.000 lirayı da aldıkları yazılıdır. Başka bir deyişle davacının iddiası senede dayalı bir iddiadır.
HUMK.nun 290. maddesine göre senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikteki işlemlerin de miktar ve değeri ne olursa olsun senetle ispatı gerekir. Yasanın açık hükmü uyarınca bu konunun tanıkla ispatına olanak yoktur. Birleşen davanın davacıları yazılı delile dayanmadığından tanık beyanlarına göre sözleşmenin teminat amaçlı düzenlendiğinin kabulü mümkün değildir.
Ne var ki, birleşen davanın davacıları “sair delil” demek suretiyle yemin deliline de dayanmıştır. Birleşen davanın davacılarına bu hakları hatırlatılmalı, kullanırlarsa karşı tarafa yemin teklif edilmeli, birleşen dava hakkında sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
2-Yukarıda değinildiği üzere, tapu kayıt maliklerinden ... ve ...’nin terekesi elbirliği mülkiyeti rejimine tabidir. Mirasçılardan ... davacıya satış vaadinde bulunmamış, ... ve ...’nin mirasçılarından ... ile ... satış vaadi sözleşmesi yapmıştır. Elbirliği mülkiyetinde hiçbir ortak için tasarruf edebileceği bir pay söz konusu değildir. Mülkiyet hakkı elbirliği ile ortaklara aittir.
Elbirliği mülkiyetine tabi bir eşya üzerinde hukuki işlemde bulunan taraf tüm malikler adına hareket etmişse (temsil yetkisi varsa) o hukuki işlem tüm ortakları bağlar. Fakat tüm malikler adına hareket eden tarafın temsil yetkisi bulunmamakta ise veya malikler işleme sonradan icazet vermemişse işlem bağlayıcı değildir.
İşlemi yapan tarafın (ortağın) ortaklığa dahil bir mal üzerinde tasarruf yetkisi de olamayacağından işlem ancak borçlandırıcı işlem olarak (sözleşmeyi yapan ortak bakımından) hüküm ve sonuç meydana getirir. Buna rağmen ortaklık tasfiye edildiğinde her ortak kendisine düşecek tasfiye payına ilişkin olarak borçlandırıcı işlemlerde bulunabilir. Örneğin bir mirasçı miras şirketinin tasfiyesi halinde kendisine isabet edecek miras payını bir başkasına satmayı vaat edebilir.
Bu gibi durumlarda sözleşme bir taahhüt sözleşmesi olarak geçerlidir. Ancak sözleşmenin ifası elbirliği mülkiyetinin sona ermesi halinde istenebilir. Fakat, elbirliği ortaklarının birbirlerine yaptıkları satış geçerlidir. Zira bu durumda bir ortağın tasfiye payı azalmakta veya kalmamakta bu pay elbirliği mülkiyetinin diğer ortağının tasfiye payına ilave edilmiş olmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, elbirliği maliklerinden bir kısmının yaptığı satış vaadine dayanarak tereke dışındaki kişinin mülkiyet aktarımı isteminde bulunması mümkün olmadığından asıl davanın bu sebeple reddi gerekir. Mahkemece, açıklanan bu durum yerine asıl dava değişik bazı gerekçelerle reddolunduğundan asıl davanın reddine dair mahkeme hükmünün gerekçesi düzeltilerek davacının temyiz istemleri reddolunmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/2747, K. 2009/3868, 26 Mart 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama