KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/3919 E., 2009/4622 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Nisan 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
580 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.7.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.10.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne davalı vekilinin duruşma isteğinin pulu bulunmadığından reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, davalının ... kardeşi olan davalıya ait 11 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydından 1/2 hissenin, inançlı işlem hukuki nedenine dayanarak iptali ile muvekkili adına tescilini istemiştir.
Davalı vekili, davacının her hangi bir yazılı belgeye dayanmadığını, tanık dinlenmesine muvafakatları bulunmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme davanın reddine karar vermiştir. Hükmü taraf vekilleri temyiz etmişlerdir.
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre;
İnançlı işleme dayalı tescil isteminin dinlenebilmesi için öncelikle davacının yazılı birbelgeye dayanması gerekmektedir. Bir başka deyimle, inançlı işlemin tanık ifadeleri ile kanıtlanması olanaklı değildir. Ne var ki, HUMK.nun 292/1 maddesi uyarınca, yazılı delil başlangıcı niteliğindeki bir belgenin bulunması halinde, yazılı belge ile ispatı gereken hususun tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkündür.
HUMK.nun 292/II.maddesine göre yazılı delil başlangıcı, iddianın tamamen ispatına yetmemekle birlikte, bunun vukuuna delalet eden ve aleyhine ibraz edilmiş olan taraftan sadır olmuş bulunan belgedir.
Bu nedenle, davacının dayandığı 26.6.2001 günlü sözleşmenin yazılı delil başlangıcı olarak kabulü mümkün değildir. Zira, her ne kadar dava konusu parsel ile birlikte dava dışı 9 ve 19 parsel numaralı taşınmazların projelendirilmesine ilişkin olarak ... Harita Mühendisliği İnş.... San. ve Tic.
Ltd.Şti. adına projeci harita ve kadastro mühendisi ... ... ile düzenlenen bu sözleşme işveren olarak hem davacı ve hem de davalı tarafından imzalanmışsa da, sözleşme münhasıran 11 sayılı parselin projelendirilmesine ilişkin olmayıp dava konusu 11 sayılı parselle birlikte dava dışı 9 ve 19 parsel sayılı taşınmazları da kapsamaktadır. Tapuda 11 sayılı parsel müstakilen davalı adına kayıtlıdır. 9 sayılı parselde davalı, 19 sayılı parselde ise davacı hissedardır.
Hal böyle olunca, davalının imzasını taşıyan 26.6.2001 tarihli sözleşmenin davacının 11 parsele ilişkin tescil isteminde yazılı delil başlangıcı sayılması düşünülemez.
Mahkemece, tarafların ve özellikle davacının 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/554 esas nolu davasında tanık sıfatıyla verdikleri ifade sırasında kullandıkları "olayda adı geçen ve ...'da bulunan gayrimenkulde kardeşim ... ile birlikte hissedarım" cümlesi mahkeme içi ikrar ve kesin delil olarak değerlendirilmiştir. Oysa ceza dosyasının incelenmesinden ...
Belediyesinin 26.1.1999 tarihli encümen kararı ile belirlenen düzenleme sahasına uygun olarak parselasyon projeleri hazırlandığı. Ceza davasının bu projeyi hazırlayan projeci ... ... ile iş sahibi ... ... arasında ... gösteren ihtilaftan kaynaklandığı, eldeki davanın taraflarının taşınmazlarının da ...'da olduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre davacı ve davalının tanık sıfatıyla verdikleri ifadelerin bu genel çerçevede değerlendirildiğinde mahkeme içi ikrar olarak kabulü mümkün değildir. Kaldı ki, mahkemenin kararına dayanak yaptığı cümle davalıya değil davacıya aittir.
Bu durumda, davacı yazılı bir belgeye dayanmadığı gibi, yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilecek bir belge de bulunmadığından şahit dinlenmesi doğru olmadığı gibi, mahkeme içi ikrar da söz konusu olmadığından ispatlanamayan davanın reddi gerekir. Ancak, davacı gerek dava dilekçesinde ve gerekse delil listesinde "ibrazı caiz her türlü delil"den söz etmiştir. Bu ifade açıkça belirtilmese bile yemin delilini de kapsamaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece davacıya, davalıya yemin teklif etme hakkı bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın yazılı olduğu biçimde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/3919, K. 2009/4622, 13 Nisan 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama