KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/4045 E., 2009/4668 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Nisan 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
504 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı tarafından, davalı aleyhine 18.08.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın husumet yokluğundan reddine dair verilen 27.01.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, dava konusu 4192 parsel sayılı taşınmaz babası adına kayıtlıyken 1980 yılında kardeşleri ile birlikte kendisine bağışladığını, ancak o tarihte kendisinin 18 yaşından ... olması sebebiyle kendisine isabet eden 1/4 payın davalı kardeşi adına tescil edildiğini, buna ilişkin olarak davalı ile14.9.1988 tarihli taahhüt senedi düzenlediklerini, ancak davalının hisseyi vermediğini belirterek, tapudaki 1/4 hissenin iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı, davacının ... işleminin tarafı olmadığını, dava açma hakkı bulunmadığını, ayrıca düzenlenen senette murisin ölümünden sonra tapu devri yapılacağının belirtildiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ... işleminin taraflarının sağ olduğu ve davacının ... işleminin tarafı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın
mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi anılan içtihadı birleştirme kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delil ile ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden ... davalar için ... bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Taraflar arasında düzenlenen 14.9.1988 tarihli, taahhüt senedi başlığını taşıyan belge yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca inanç sözleşmesinin varlığını kanıtlamaktadır. Sözü edilen belgede davalı, sahibi olduğu 2/4 hissenin ¼ ünün davacıya ait olduğunu, yaşının ... olması sebebiyle kendi adına tescil edildiğini açıkça beyan etmiştir. Davalının imzasını taşıyan bu belge ile kanıtlanan inanç anlaşmasına göre davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/4045, K. 2009/4668, 13 Nisan 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama