Davacı, 1103 ( ifrazen 1121 ) parsel sayılı taşınmazın satış bedelinin kendisi tarafından ödenerek sonradan devredilmek üzere davalı adına tescil edildiğini ve buna ilişkin 25.07.1996 tarihli “ taahhütname ve ibraname “ başlıklı adi yazılı belge düzenlendiğini, çekişmeli taşınmazın imar ve ifraz işlemleri sonuçu 330 ada 2, 3, 4, 5, 351 ada 6 ve 343 ada 1 parsel numarasını aldığını, davalının 330 ada 2, 3, 4, 5 parsel sayılı taşınmazları üçüncü kişiye sattığını ileri sürerek, davalı adına kayıtlı 351 ada 6 ve 343 ada 1 parsel sayılı taşınmazların tapusunun iptali ile adına tescilini, üçüncü kişiye satılan taşınmazlar nedeniyle de 150.000.00 YTL’nin iskonto faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.Davalı, 25.7.1996 tarihli belgenin geçerli olmadığını ve sonradan iptal edildiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden dava dışı .’nun 1103 parsel sayılı taşınmazdaki 6000/12032 payını biçimine uygun düzenlenen 17.02.1995 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile satışını davalıya vaad ettiği, davalının bu sözleşmeye dayanarak tapu iptali ve tescil davası açtığı, yargılamalar neticesinde 1103 parselin ifrazından oluşan 6000 metrekare yüzölçümlü 1121 parsel sayılı taşınmazın ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/ 204 esas, 1997/215 karar sayılı ilamı ile davalı ... adına tesciline karar verilerek kararın kesinleştiği, 17.7.1997 tarihinde yapılan imar uygulaması ile de 330 ada 2, 3, 4, 5, 343 ada 1 ve 351 ada 6 sayılı parsellere ifraz edildiği, davalının 330 ada 2, 3, 4, 5 parsel sayılı taşınmazları üçüncü kişiye sattığı anlaşılmıştır.
Davacının dayanağı “ taahhütname ve ibraname “ başlıklı 25.07.1996 günlü adi yazılı belgedir. Tapuda kayıtlı taşınmazların satışının, Türk Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanununun 213, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60 ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 26 maddeleri uyarınca resmi şekil şartına uyularak yapılması gerekir. Davacının dayanak belgesi bu şekil şartına uyularak yapılmadığından ve yazılı belge inanç sözleşmesi niteliğinde de olmadığından davanın reddi sonuç olarak doğrudur.
Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre mahkeme karar gerekçesinin HUMK.nun 438/son maddesi hükmü uyarınca yukarıda yazılı olduğu şekilde düzeltilmesine ve sonuç bakımından doğru olan hükmün gerekçesi bu şekilde değiştirilmek suretiyle kararın ONANMASINA, 25.06.2009 tarihinde oy birliği ile karar verildi.