Asıl dava, mera olduğu öne sürülen 28 parsel sayılı taşınmaza gerçek kişi davalıların elatmalarının önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Birleşen davada ise, 28 sayılı parselin mera olmasından ötürü Hazine adına olan kaydın iptali ile taşınmazın mera olarak sınırlandırılması istenmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, mera olduğu saptanan taşınmaza gerçek kişilerin elatmalarının önlenmesine, üzerindeki bağ evinin kal’ine, 28 sayılı parselin kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı Hazine, davalı ... ve müdahil davalı ... ... temyiz etmiş, karar Dairemizin 06.03.2007 tarihli ilamıyla ve ilamda açıklanan sebeplerle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmuş, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Hükmü, asıl ve birleşen davaların davacısı temyiz etmiştir.
07.03.1967 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 591.666 m2 yüzölçümündeki 99 ada 28 parsel sayılı taşınmaz çalılık niteliğiyle Hazine adına tespit ve 10.07.1967 tarihinde tapuya tescil edilmiştir. Eldeki davanın 16.09.1998 tarihinde açıldığı görülmektedir.
Dairemizin 06.03.2007 tarihli bozma kararından sonra, 25.02.2009 tarihinde kabul edilerek 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesi 3.fıkrasına ekleme yapılmıştır. Anılan hüküm, “bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” şeklindedir.
Diğer taraftan, 5841 Sayılı Kanununun 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Kadastro Kanununa geçici 10. madde eklenmiştir. Bu madde ise “bu kanunun 12. maddesinin 3.fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” kuralını getirmiştir.
Anılan hükümler gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği 10.07.1967 tarihi ile davanın açıldığı 16.09.1998 tarihi arasında Kadastro Kanununun değişik 12. maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği açıktır.
Yasada yapılan değişiklik usuli kazanılmış hak kuralının istisnasını teşkil ettiği gibi 5841 sayılı Yasanın 3.maddesinde açıkça yasanın daha önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış davalarda dahi uygulanacağı hükmüne yer verildiğinden, davanın hak düşürücü sürenin varlığı sebebiyle reddi gerekir.
Dava, her ne kadar değişik bazı sebeplerle reddolunmuş ise de hüküm sonuçta davanın reddine ilişkin bulunduğundan karar gerekçesi yukarıda yazılı olduğu şekilde değiştirilerek asıl ve birleşen davaların davacısının bütün temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan kararın HUMK.nun 438/son maddesince gerekçesi DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, 625,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan Hazine’ye verilmesine, 20.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.