Davacı, 16.04.1996 tarihli bayilik sözleşmesi ile birlikte davacı şirket lehine dava konusu 25 parsel sayılı taşınmaz kaydına "...bayiliğe alacağı demirbaş eşya, betonlama, iyileştirme, kanopi, saha düzenleme, tuvalet, malzeme, kurumsal kimlik projesi kredisine ve alacağa bilumum kredilere karşılık olmak üzere..." intifa hakkı tesis edildiğini, kendilerinin de intifa konusu taşınmazı bayilik sözleşmesi uyarınca kullandıklarını, sözleşmenin davalı tarafından feshedildiğini, bu nedenle intifa hakkının konusunun kalmadığını ileri sürerek intifa hakkının iptali ile tapu kaydından terkinini istemiştir.
Davalı, davacının satış taahhütnamelerine uygun davranmaması nedeniyle bayilik sözleşmesinin feshedildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, intifa hakkının terkin koşullarının oluşmadığından söz edilerek davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, intifa hakkının terkini istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere; Türk Medeni Kanununun 794.maddesi gereğince intifa hakkı hak sahibine konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlayan, tapu kütüğüne tescil ile kurulan tescil işlemi tamamlanınca da herkese karşı ileri sürülebilen, kişi ile sıkı sıkıya ilişkili haklardandır.
Türk Medeni Kanununun 795. maddesi uyarınca taşınmaz mallar üzerindeki intifa hakkı resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili, taşınırlar üzerinde eşya zilyetliğinin intifa hakkı sahibine geçirilmesi, alacaklar üzerinde de hakkın temliki, kıymetli evrakın teslimi suretiyle tesis edilir.
İntifa hakkının sona ermesinin nedenleri Türk Medeni Kanununun 796.maddesinde sıralanmıştır. İntifa hakkı bir süre ile sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü yada tüzel kişi ise tüzel kişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünü ile harap olması sebebiyle artık ondan yararlanmanın mümkün bulunmaması durumlarında sona erer.
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkı tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik, hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini kararlaştırılabilir.
Şayet, intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse veya yarar ortadan kalkmış ise malik bu hususları ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının süresinden önce sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır.
Her ne kadar intifa hakkının sona erme sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796 vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin (TMK.m.785) bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktrindeki hakim görüş de bu doğrultudadır.
(Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2002, s.591 vd; Şeref Ertaş, Eşya Hukuku, Ankara 2004. s.463).
İntifa hakkının terkinine ilişkin bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere intifa hakkı, taşınmazın mülkiyet hakkına getirilen ve kullanma hakkının başkasına devrini gerektiren bir kısıtlama olup, bu hakkın sona erdirilmesi ve terkini de ancak kayıt maliki tarafından istenebilir.
Somut olayda; dava konusu taşınmaz dava dışı üçüncü kişilere aittir. Bilindiği gibi, davacılık sıfatı sübjektif hakla doğrudan ilintili olup bu hakkın ihlal edildiğini ileri süren kişiler dava açabilirler. Davacı ise kayıt maliki olmayıp intifa hakkına konu taşınmazı bayilik sözleşmesine dayanarak kullanan kişidir.
Bayilik sözleşmesi sona erdikten sonra dava konusu taşınmaz üzerinde ayni ya da şahsi herhangi bir hakkı bulunmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararı da yoktur. Davanın açıklanan nedenlerle aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddi gerekirken işin esasına girilerek yazılı gerekçelerle reddedilmesi doğru olmamıştır.
Ancak verilen hüküm sonucu itibariyle doğru olduğundan gerekçesinin HUMK.nun 438/son maddesi uyarınca açıklandığı şekilde DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 09.07.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.