KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/10660 E., 2010/12077 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Kasım 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
446 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.11.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.05.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, paydaş olduğu 2 parsel sayılı taşınmaza davalının garaj ve samanlık yaptığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesini, binaların yıkımını istemiştir. Davalı, taşınmazda paydaş olduğunu, taşınmaza marangoz atölyesi yaptığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü, davalı temyiz etmiştir. Dava, elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkindir.
Türk Medeni Kanunu’nun 688 ve devamı maddeleri uyarınca paylı mülkiyetin konusu fiili olarak bölünmemiş eşya ve müşterek mülkiyet ise aynı hukuki statüde bulunan birden çok kişinin belirli bir eşyaya aynı anda paylı olarak malik oldukları bir topluluk mülkiyeti şeklidir. Paydaşların eşya üzerinde sahip bulundukları hisse maddi olarak (fiilen) bölünmüş olmayan soyut bir hisse niteliğindedir.
Başka bir anlatımla fiziki bölünme değil, fikri bölünmenin söz konusu olduğu, dolayısıyla her paydaşın müşterek eşyanın her parçasında hakkının bulunduğu, ayrıca müşterek eşya ile ilgili bölünebilen yetkiler üzerinde her hissedarın payı oranında bağımsız hakkının bulunduğu, fakat bölünemeyen yetkilerde herkesin hakkının eşyanın tamamını kapsadığı açıktır.
Belirtilen nedenle, paylı mülkiyete konu bir taşınmazda maliklerden her birinin, müşterek mülkiyete konu taşınmaza elatılması halinde bu elatmanın önlenmesini tek başına istemesi mümkün ise de. Hukuk Genel Kurulunun 13.6.1984 günlü ve 1982/14-358 Esas 1984/710 Karar sayılı kararı doğrultusunda elatmanın yanı sıra kal isteminin de söz konusu olduğu hallerde tüm müşterek maliklerin birlikte dava açmaları gereklidir.
Somut olayda, dava konusu 2 parsel sayılı taşınmazda 22176/29760 pay davacı, 50/1240 pay ..., 6/1240 pay ... ..., 56/1240 pay Emin, 25/1240 pay ..., 77/1240 pay ... ... ve 102/1240 pay ... adına kayıtlıdır. Hükme esas alınan 31.03.2010 tarihli fen bilirkişi rapor eki krokiden (A) ile işaretli yapının 2 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, mahkemenin, taşınmazda paydaş ilişkisi bulunmayan ve muteber sözleşme ile oluşmuş bir hakka da dayanmayan davalı hakkında elatmanın önlenmesine karar vermesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Ne var ki, taşınmaz üzerinde az da olsa bir ekonomik değeri olan yapının taşınmazın ayrılmaz parçasını oluşturmakla, bunun kal’ini istemek ve sağlamak paydaşların ittifakla vereceği karar ile mümkün olacağından diğer paydaşlar davada yer almadan sadece davacı istemi ile kal’e karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Mahkemece, dava ve verilecek kararın niteliği ve yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2010/10660, K. 2010/12077, 4 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama