KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/8798 E., 2010/10504 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
723 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.06.2010 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki kaydın terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 27.05.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, 30 ada 32 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın kendisine ait olduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde bulunan "... ev ... oğlu ....'a aittir" kaydının terkinini talep etmiştir.
Davalı ... mirasçılarından ... dışındaki diğer mirasçıların vekili başlangıçta 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini savunmuş, yargılama aşamasında ise davayı kabul ettiğini bildirmiştir.
Mahkemece 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinin öngördüğü 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmadığı ve taşınmazın cins değişikliği sonucu kargir evin ortadan kalkması sonucu ayni hakkın son bulduğu şeklindeki talebin idari işlem olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, beyanlar hanesindeki muhdesat kaydının terkini isteğine ilişkindir.
22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda “muhdesat” kavramından bir arazi üzerindeki arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz.
Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. Bu hakkın hukuki mahiyeti ve nasıl kullanılacağı ise TMK’nun 722, 724. ve 729. maddelerinde açıklanmıştır.
Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi olanak sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca; “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.”
Bu tür bir hakkın zemin üzerindeki binanın veya ağaçların yok olması gibi bazı nedenlerle ortadan kalkacağı kuşkusuzdur. Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun 1012. maddesi hükmü gereğince de, kaydın terkini kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlı olarak yapılabilir.
Türk Medeni Kanununun 1026. maddesi uyarınca terkin işlemi yapacak merci ise ilgili tapu sicil müdürlüğüdür. Bunun için tapuya başvurulması, hakkın yok olduğu ve sona erdiği belirtilerek terkin talebinde bulunulması, kadastro müdürlüğü elamanlarının zemine giderek hakkın sona erip ermediğini saptaması, bundan sonra da değişiklik beyannamesi düzenlenerek tapuya gönderilmesi gerekir. Terkin işleminden sonra adresi kayıtlarda belirli ise muhtesat sahibine Türk Medeni Kanununun 1019. maddesi gereğince duyuruda bulunulur. Ancak bu tebliğden itibaren 30 gün içinde hak sahibi tarafından terkin işleminin iptali istemiyle dava açılabilir. Değinilen bütün bu işlemlerin yapılacağı yer tapu sicil müdürlüğü olduğundan, doğrudan mahkemeden terkin istemiyle dava açılamaz.
Ne var ki, bu tür bir belirtme Türk Medeni Kanununun 684. maddesine sınırlama getirerek muhdesat konusu ile arazinin bütünleşmesine engel olacağından, arazi sahibinin mülkiyet hakkını ileri sürerek ve muhdesat bedelinin hak sahibine ödemesi suretiyle mahkemeden terkin talebinde bulunması olanaklıdır.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, keşfen bilirkişilere belirtme konusu hakkın dava tarihindeki rayiç değerini hesaplattırmak, bulunacak bedeli davacıya depo ettirmek, birlikte ifa suretiyle tapu sicilinde davalı lehine yapılan belirtmeyi terkin etmek olmalıdır.
Somut olayda; dava konusu taşınmaz kat irtifaklı olarak davacıya aittir. Davacı, taşınmaz üzerindeki kargir binanın bulunmadığını, kendisi tarafından yapılan binanın yer aldığını iddia etmektedir. Dava konusu taşınmaz kadastro tespiti sırasında 27 parsel olarak tespit edilerek tapuya tescil edilmiş, beyanlar sütununa da üzerindeki ... ev ... oğlu ...'na aittir şeklinde kayıt düşülmüştür. Daha sonra 27 parsel sayılı taşınmaz ifraz edilmiş, ifraz sonucu oluşan 32 parsel sayılı taşınmaz arsa niteliği ile kat irtifakı olarak davacı adına tescil edilmiştir. Davacı, beyanlar hanesindeki kaydın terkini için tapu sicil müdürlüğüne başvurmuş, ancak hak sahiplerinin tamamının onayını alamayınca idari yoldan terkin olanağı bulunmadığını, bu nedenle dava açtığını belirtmiştir.
Yukarıda da açıklandığı gibi tapu kaydında bulunan muhdesatın yok olması halinde ya da mülkiyet hakkı sahibinin bedelini ödeyerek muhdesat kaydını terkin ettirmesi olanağı vardır. Dava konusu taşınmazın kadastro tespiti sırasında işlenen muhdesat kaydının ifraz sonucu oluşan parsellerden davacıya ait 32 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunmadığı ileri sürüldüğüne göre;
Mahkemece taşınmaza ait tutanak ve krokilerde uygulanmak suretiyle beyanlar sütunundaki muhdesatın ifraz sonrası oluşan parsellerden hangisinin üzerinde kaldığının araştırılması, belirtmeye konu bina ifraz sonucu davacı taşınmazı üzerinde kalmış ise yukarıda değinilen ilkeler uyarınca bir sonuca gidilmesi gerekirken kadastrodan önceki hakka dayalı olarak dava açılmadığı halde 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinden de bahisle davanın reddi doğru olmamıştır. Karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2010/8798, K. 2010/10504, 14 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama