KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2011/5200 E., 2011/6522 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
439 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 10.12.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 24.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalılar, zamanaşımı def’inde bulunmuş, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazların satın alma tarihleri esas alınarak dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
Gerçekten, inanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Burada önemli olan, Borçlar Kanununun 128.maddesi gereğince zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlayacağının saptanmasıdır. Zira, anılan hüküm uyarınca zamanaşımı alacağın muaccel hale geldiği tarihten başlar. Alacağın muaccel olduğu tarih ise, Dairemiz uygulamasına göre inanç sözleşmesi alacaklısının ferağ umudunu yitirdiği tarihtir.
Somut uyuşmazlıkta, daha önce davalılar tarafından davacılara, dava konusu taşınmazların ferağının verilmeyeceği ihtar ve ihbar edilmediğinden, zamanaşımı dava tarihinde başlar.
Kaldı ki, gerek 3089 ve gerekse 3045 sayılı parsellerde taraflar müştereken zilyet olduklarından, davalıların zamanaşımı savunmasında bulunmaları iyiniyetle bağdaşmaz.
Yapılan bu saptamalara göre mahkemece taraflar arasındaki çekişmenin esası incelenerek bir hüküm kurulması gerekirken, zamanaşımının gerçekleştiğinden bahisle davanın yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmamıştır.
Karar, açıklanan nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2011/5200, K. 2011/6522, 18 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama