KÜNYE
(Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2011/16140 E., 2012/44076 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Kasım 2012
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Suç
- Dolandırıcılık, Özel Belgede Sahtecilik
- Hüküm
- Beraat - Mahkumiyet
Karar Metni
808 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Özel Belgede Sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA oybirliğiyle;
2-Dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; Sanığın Doğrudan Gelir Desteğinden faydalanmak amacı ile 10/10/2004 tarihinde vefat eden babası adına başvuru belgesine parmak basması ve nüfus kaydını isteyen kurum görevlilerince bu durumun anlaşılması nedeni ile dolandırıcılık eyleminin teşebbüs aşamasında kalması şeklinde gerçekleşen olayda, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili ve sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın silinme koşulları oluşan sabıkalarından başka kaydının bulunması karşısında, hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.un 231.maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabule göre de,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, bunun gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde mahkemece hapis cezası alt sınırdan tayin edilmesine rağmen, adli para cezasının gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın çok üzerinde 120 gün olarak tayin edilmesi suretiyle 5237 sayılı TCK.nun 61.maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.11.2012 tarihinde oyçokluğuyle karar verildi.
KARŞI OY
Sanığın babasına ait taşınmazları ve babasının muvafakatı ile kullandığı ve ...'ini aldığı, babası öldükten sonrada fiilen kullanmaya devam ettiği taşınmaz için ... beyannamesi verirken, muvafakat formunda baba ismi altına kendi parmak izini basması şeklinde gerçekleşen eylemi nedeniyle, sanık hakkında özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılığa teşebbüs suçundan dava açıldığı görülmektedir.
Sahte belgenin aldatma kabiliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle özel belgede sahtecilik suçundan beraat kararı verilirken, dolandırıcılığa eksik teşebbüs suçundan sanığın mahkumiyeti cihetine gidilmiş, 15. Ceza Dairesi tarafından beraat kararının oybirliği ile mahkumiyet kararının ise oy çokluğu ile onanması hükme bağlanmıştır.
Dolandırıcılık suçundan sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının onanmasına dair çoğunluk görüşüne şu gerekçelerle katılmam mümkün değildir.
1-Suçun hile unsuru olarak kabul edilen ve sahtecilik suçunun da konusu olan sahte evrakın iğfal kabiliyetinden yoksun olduğu mahkemece kabul edilmiş ve bu nedenle beraat kararı verilmiştir.
Dolandırıcılığın unsuru olan hileli davranışın belli oranda ağır olması gerektiği, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte olması gerektiği hususlarına 15. Ceza Dairesinin onama kararının gerekçesinde yer verilmektedir. Dairenin bu şekilde kabulü ve mahkemenin sahtecilik suçuna ilişkin “sahteciliğin zorunlu ve basit bir inceleme ile kolaylıkla anlaşılması karşısında, söz konusu belgenin iğfal kabiliyetinin bulunmadığı” şeklindeki beraat gerekçesi birlikte incelendiğinde;
Sanığın hileli hareketi niteliğindeki sahte belgenin kandırıcı özelliğinin olmadığı, bu yüzden hilenin belli ağırlığa ulaşmadığı mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldırmadığı bu nedenlede suçun yasal unsurunun oluşmadığı görülmektedir.
Aksi takdirde aynı belgeye dayalı olarak bir beraat ve bir mahkumiyet hükmü verilmesi kendi içinde çelişkiye neden olacaktır.
2-Mağdurun babasından kalan tarla onun ölümü ile iştirak halinde mülkiyete dönüşmüştür. Diğer mirasçıların muvafakatı olmaksızın sanığın ekip biçmesi ve ... alması halinde devletin zararı söz konusu olmayıp, diğer mirasçıların zararından söz edilmelidir. Çünkü Devlet üretim yapılan tarım arazileri nedeniyle hak sahiplerine ... ödemek zorunda olduğundan Devletin zararından söz etmek mümkün değildir. Diğer mirasçıların muvafakatının eksikliği hak sahibinin belirlenmesine yönelik bir işlemdir. Bu açıdan Dolandırıcılık suçunun oluşumu için gerekli zarar unsuru olayda bulunmamaktadır.
3-Sanık, “suç kastının olmadığını, zaten daha öncede suça konu taşınmazı kendisinin kullandığını, mürisin ölümünden sonrada kullanmasına kardeşlerinin itiraz etmediğini, bilgisizliği nedeniyle eylemi gerçekleştirdiğini” savunması ve aynı muvafakat formunda annesi ve bir kardeşinin de kendilerine ait müstakil tapudaki parsellerine bile sanığın kullanmasına muvafat ettiklerinin görülmesi karşısında, sanığın haksız menfaat temin etme kastının olmadığı nazara alınarak diğer mirasçıların tespit edilip, muvafakatlarının sorulmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayini yerine eksik incelemeye dayanarak mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2011/16140, K. 2012/44076, 22 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama