KÜNYE
(Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2011/67426 E., 2013/10701 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Haziran 2013
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç
- Dolandırıcılık
- Hüküm
- Mahkumiyet
Karar Metni
442 kelime·2 dk okuma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanık ... hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Hüküm fıkrasında tebliğ ve tefhimden itibaren 7 gün içerisinde Yargıtay'a temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiş ise de, hükmün sanığın yokluğunda verilmesi, sanığın da kararı 18/03/2009 tarihinde tebliğ ederek kararı öğrenmiş olması karşısında, bu durumun yanıltma olarak kabul edilemeyeceği belirlenerek ve bu gerekçelerle tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmeyerek yapılan incelemede;
Sanığın yokluğunda verilen 19/02/2009 tarihli kararın sanığa 18/03/2009 tarihinde tebliğ edildiği, sanığın yasal süresi geçtikten sonra yaptığı 02/04/2009 günlü temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık ... hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun
durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Müştekinin ... plaka sayılı aracını satmak için gazete yoluyla ilan verdiği, ilandaki telefon numarasını sanık ...'nun arayarak araca talip olduğunu söylediği ve müştekiyi kendi işyeri olarak belirttiği yerde görüşmek için çağırdığı, işyerinde her iki sanığın hazır beklediği, burada pazarlık edip aracın 6.700 TL'ye satın alınması için anlaştıkları, sanığın, müştekiye 10.05.2007 ödeme tarihli 6.700 TL bedelli bono verdiği; ancak, aracın satış işleminin ... adına yaptırmasını söylediği, aracı kendisinin de bu kişiye sattığını gerekçe olarak gösterdiği ve birlikte notere giderek ... adına satış yapıldığı,
daha sonra sanıkların ortadan kayboldukları, kendi işyerleri olarak gösterdikleri işyerlerini de kapatarak Manisa'dan gittikleri, verdikleri bono üzerinde yazan adres ve telefon numaralarından da sanıklara ulaşılamadığı, telefonun başkası adına kayıtlı olduğunun belirlendiği,
sanıkların bu suretle birlikte hareket edip müştekinin aracını alıp bedelini ödemeden ortadan kayboldukları, bu şekilde belli işyerlerini adres olarak göstererek vadeli senetlerle müştekinin de aralarında bulunduğu birden fazla kişiden araç satın aldıkları, verdikleri senetlerde gerçek dışı telefon numaraları ve adresler bildirdikleri, senedi veren ve pazarlığı yapıp aracı alan kişi adına değil, genelde başka kişiler adına noterden araç satış sözleşmesi veya buna ilişkin vekaletnameler düzenlettikleri, böylece, somut olayda da sanığın dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
suçun sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2011/67426, K. 2013/10701, 10 Haziran 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama