KÜNYE
(Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2012/1510 E., 2013/20372 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Aralık 2013
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç
- Dolandırıcılık
- Hüküm
- Mahkumiyet
Karar Metni
492 kelime·2 dk okuma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanıkların yokluğunda 26.03.2009 tarihinde verilen hükmün soruşturma sırasında zorunlu müdafii olarak sanıkların yanlarında bulunan ve fakat kovuşturma aşamasında sanıkların sorgularına ve başkaca kovuşturma işlemlerine katılmayan Av. ...'ya 13.04.2009 tarihinde tebliğ edilerek kesinleştirildiği, dolayısıyla yapılan tebliğin kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmayacağı cihetle, sanık ... vekili ile sanık ...'nun öğrenme üzerine vaki temyiz istemlerinin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanıklardan ...'ın, ... Rent a Car isimli işyerinin sahibi olduğu, olay günü işyerinin önünde kaldırımda yürümekte olan katılanı işyerine çağırdığı, sanık ...'in, kendisini basın mensubu olarak; yanında bulunan...'i de Karşıyaka İlçe Emniyeti'nde görevli polis memuru olarak tanıttığı, sanık ...'in de kendisini emniyet müdürünün makam şoforü olarak tanıttığı ve katılan ile polis memuru imiş gibi sohbet ettiği, sanık ...'in, oğluna sünnet düğünü yapacağını söylerek 10 gün sonra verilmek üzere katılandan 500,00 TL para istediği, katılanın da bu parayı tanık Hüsammettin Kalkar'dan alarak sanık ...'e verdiği, katılanın Münir'in kefil olmasını
istediği ve sanık ...'in imzasını, diğer sanık ...'in de kefil olarak imzasını taşıyan boş senedi kendilerinden aldığı, bir süre sonra Sanık ...'in, işyerini kapattığı ve katılanın parasını sanıklardan alamadığı, sanıkların sağladığı haksız parayı iade etmedikleri ve böylece sanıkların, kimlikleri hususunda müdahili yanıltarak ve hataya düşürerek ondan haksız menfaat elde ederek dolandırıcılık suçunu işlediklerine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2007/10-108 Esas, 2007/152 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 20 gün olarak tayin edilmesi,
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2012/1510, K. 2013/20372, 18 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama