KÜNYE
16. Hukuk Dairesi 2014/20274 E., 2016/611 K.·Mahkemesi :kadastro Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Şubat 2016
- Dava türü
- KADASTRO
Karar Metni
386 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında ... Köyü çalışma alanında bulunan 115 ada 1 parsel sayılı 36.718,53 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz komisyon kararı neticesinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeni ile payları oranında ... ve müşterekleri adına tesbit edilmiştir. Davacılar ... ve müşterekleri vekili, tapu kaydı ve vergi kaydı ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 80'er payın ..., ..., ... 60'ar payın ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ... (...), ..., 480 payın ... adlarına tapuya tespit ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3 maddesi “mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak" yazılmasını zorunlu kıldığı gibi; bu zorunluluk, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 ve 298. maddelerinin de amir hükmüdür. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında yer alan "aleni yargılanma ilkesi" ve "hukuki dinlenilme hakkı" da, kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılar.
Bu prensiplerin amacı, yargılama sürecini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme sürecini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/1-c maddesi uyarınca gerekçenin; "tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" göstermesi gerekir.
Bir başka anlatımla; gerekçe, hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup uyumlu bulunması zorunlu olduğu gibi, duruşmada tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığını açıklamayan ifadelerin gerekçe olarak kabul edilmesi de mümkün değildir.
Somut olayda mahkemenin kararı incelendiğinde, kararın gerekçe bölümünde, toplanan delillerin tartışılıp değerlendirilmediği, sabit görülen vakıalara nasıl ulaşıldığı, bunlardan çıkarılan sonuçlar ile bunların hukuki sebeplerinin neler olduğu hususlarında açıklama yapılmaksızın, "davacıların dava konusu taşınmazda müşterek oldukları, davacılardan ....'in dava konusu taşınmazda payının bulunup bulunmadığının tam belli olmadığı ve davacıların davalarını ispat ettikleri" belirtilerek karar verildiğinin açıklanması ile yetinildiği görülmektedir.
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2014/20274, K. 2016/611, 2 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama