KÜNYE
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2010/6081 E., 2010/9218 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Kasım 2010
- Mahkemesi
- İcra Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
343 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı 3.kişi vekili, İstanbul 6.İcra Müdürlüğünün 2009/23719 Esas sayılı dosyasından, 09.07.2009 tarihinde davacı 3.kişiye ait işyerindeki malların haczedildiğini, borçlu şirketin 2005 yılında tasfiye edildiği tüzel kişiliği kalmayan borçlu şirket hakkında geçerli bir icra takibinin de yapılamayacağını belirterek, İİK”nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak istihkak davasının kabulü ile anılan haczin kaldırılmasını istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, davacının 3.kişi olarak borçlunun ileri sürübileceği itirazları ileri sürme hakkının bulunmadığını, ayrıca davacının borçlu şirketin tasfiye memuru ve borç kaynağı çeki düzenleyen kişi olduğunu, haciz mahallinde borçlu şirkete ait 2009 yılında düzenlenmiş belgeler bulunduğunu ve haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı borçlu duruşmalara katılmamış ve cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemece, borçlu şirketin 29.10.2005 tarihinde tasfiyesinin sonuçlandığı, çekin keşide ve takip tarihinde böyle bir borçlunun bulunmadığı, takip dayanağının olmadığı, aksinin kabulü halinde dava red edildiği takdirde malın borçluya ait olduğu kabul edilmiş olacağı ancak böyle bir şirketin bulunmadığından davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3.kişinin İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere göre, davalı borçlu şirketin 29.12.2005 yılında tasfiyesinin sonuçlanmasına rağmen, borçlu şirket ortağı ve tasfiye memuru olan davacının aynı adreste ve aynı konuda faaliyetine borçlu şirketin unvanı ile devam ettiği anlaşılmaktadır. Davacı şirket adına borçlanmakla beraber, aslında gerçek borçlu kendisi olup, tasfiye edilmiş olmasına rağmen borçlu şirketin tüzel kişiliğinden faydalanarak, borcun ödenmemesini sağlamaya çalıştığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, dava dayanağı takip veya borç iptal edilmediğinden 3.kişi tarafından açılan istihkak davasında takip dayanağı borcun varlığının tartışılması mümkün değildir.
Bu durumda, mahkemece davacı 3.kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2010/6081, K. 2010/9218, 2 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama