KÜNYE
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi 2006/850 E., 2006/928 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Şubat 2006
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
548 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Yasasının 4650 Sayılı Yasayla değişik hükümleri uyarınca, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla gerektirici yasal nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak;
1-Kamulaştırma Yasasının 4650 Sayılı Yasa ile değişik 15.maddesinin son fıkrası hükmüne göre bilirkişilerce yapılan değer tespitinde idarece belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur. Kararın dayanağını oluşturan bilirkişi kurulu raporunda değer belirlenirken anılan Yasa hükmü gözardı edilerek -belgelerin mahkemeye verildiği (davanın açıldığı) gün esas alındığı halde 2005 yılı üretim maliyetleri henüz oluşmadığından 2004 yılı birim fiyatlarına göre hesaplama yapılmıştır. Karar tarihi itibari ile 2005 yılı verilerinin oluştuğu da gözetilerek geri çevirme kararı üzerine dosyaya getirtilen 2005 yılı resmi verilerine göre ek rapor alınması gerektiği düşünülmeden bilirkişi kurulunun bu konudaki hatalı raporuna göre karar verilmesi,
2-Kamulaştırma Yasasının 11. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde taşınmaz malın kamulaştırma (değerlendirme) tarihindeki mevki ve şartlarına göre olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelire göre değerinin belirleneceği öngörülmektedir. Bu yöntemle taşınmazın değerinin saptanmasında münavebeye alınacak ürünler yönünden sulu yada kuru tarım arazisi niteliğinde olup olmaması önem taşır.
Bilirkişi kurulunca düzenlenen raporda “taşınmazın sulanabilen bir arazi olduğu” belirtilmekle yetinilmiş, taşınmazın fiilen sulanıp sulanmadığı, sulanıyor ise kaynağı, suyun kendi doğal akışı ile mi taşınmaza ulaştığı, dereden sulanıyorsa bu suyun taşınmazın tamamının sulanmasında her mevsim için yeterli olup olmadığı, ayrıca dereden sulanamadığı zamanlarda taşınmazın ne şekilde sulandığı, yapılan sulamanın daimi ve geçerli kabul edilebilmesi için kaynak üzerinde dava konusu taşınmaz lehine bir mükellefiyet kurulmuş olması gerektiğinden bu hususun varlığı ve suyun yeterliliği vb. gibi hususlar araştırılmadan, taşınmaz sulu tarla kabul edilip sulu tarım arazilerinde münavebeye alınabilecek ürünlere göre değerlendirme yapan rapora göre hüküm kurulması,
3-Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarında, iklim koşulları, arazinin topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu (büyük yerleşim yerlerine uzaklığı vb) gözönünde tutulduğunda, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerle benzer nitelikte olan, ülkemizin değişik yörelerindeki (değeri önemli şekilde etkileyen kanıtlanmış, farklı ve özel bir faktör bulunması hali hariç) sulu tarım arazilerinin değerlendirilmesinde kapitalizasyon faiz oranı %5, kuru tarım arazilerinde ise %6 olarak alınmaktadır.
Dava konusu taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi niteliğinde olduğu açıkça saptandıktan sonra, yukarıda açıklandığı gibi belirlenen bu niteliğine uygun kapitalizasyon faiz oranının esas alınması gerekirken, %5 oranına göre kamulaştırma bedelini tespit eden bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda hüküm kurulması,
4-Dava konusu taşınmazın tamamı 29500 m2 olup 1414,24 m2'si kamulaştırılarak geriye iki ayrı parça kalmıştır. Bu durumda bilirkişilerce artan kısımlardan her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi bu bağlamda yüzölçümlerinin tespit edilip her bir parçanın yüzölçümü, konumu ve geometrik durumu ile kullanım amacı (tarım arazisi oluşu) gözönünde tutulduğunda küçük parçada belli bir değer kaybı söz konusu ise de, büyük parçada herhangi bir değer kaybının olmayacağı gözetilmeden arta kalan kısımların tamamı üzerinden değer kaybı verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Mahkemece dava konusu taşınmazın kuru yada sulu olup olmadığı konusunda bozma doğrultusunda inceleme yapılarak bilirkişi kurulundan ek rapor alınmalı oluşacak sonuç doğrultusunda karar verilmelidir.
Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2006/850, K. 2006/928, 14 Şubat 2006 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama