KÜNYE
19. Ceza Dairesi 2018/4650 E., 2018/10441 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2018
Karar Metni
876 kelime·4 dk okuma·2 bölüm
1447 sayılı Kanuna Aykırılık, Muhafaza Görevinin Kötüye Kullanılması, Kamu Görevlisine Direnme suçlarından sanık ... hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.04.2012 gün ve 2009/532 Esas ve 2012/377 Karar sayılı ilamının sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine,
Dairemizin 23/11/2016 gün ve 2015/4814 Esas, 2016/22730 sayılı kararıyla;
“Yükletilen suçların sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’larda öngörülen suç tiplerine uyduğu,
Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi, eleştiri dışında, hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak,
1-Kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 53. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına hükmedilmiş ise de, 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 E. , 2015/85 K. sayılı kararı ile anılan maddenin bazı hükümlerinin iptal edilmiş olması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu ve TCK'nun 53/l-(c) maddesindeki hak yoksunluğunun sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverme tarihine kadar, diğer kişilere karşı belirtilen yetkiler yönünden mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar geçerli olacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş ve sanık ile katılan vekilinin temyiz iddiaları yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenle BOZULMASINA, 5320 sayılı Kanunun 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesi uyarınca bu aykırılık, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan, hükümden TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılıp, yerine ''24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı iptal kararı da gözetilerek, kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak,
TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına," ibaresi yazılmak ve hak yoksunluklarına ilişkin fıkradaki “TCK 53/1-c maddesinde sayılan haktan ise koşullu salıverilme tarihi gerçekleşinceye kadar sanığın yoksun bırakılmasına,” ibaresi çıkarılarak, yerine “sanığın kendi alt soyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan şartla salıverilme tarihine kadar, alt soyu dışındakiler yönünden infaz tarihine kadar yoksun bırakılmasına’’ ibaresi eklenmek biçiminde başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye kısmen uygun olarak, DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ” karar verilmiştir.
İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19/07/2018 gün ve KD-2018/47822 sayılı yazısı ile;
“ TCK'nun 265. maddesinde "görevi yaptırmamak için direnme" başlığıyla "seçenekli hareketli" ve "amaçlı bir fiil" olarak düzenlenen ve görevin yapılmasını önleme maksadıyla kamu görevlisine karşı gelinmesi eylemleri cezalandırılan suç tipinde; hareketin "cebir veya tehdit" şeklindeki icrai davranışlarla işlenebileceğinin öngörüldüğü ve belirtilen tipik hareketleri içermeyen pasif direnme fiillerinin bu suçu oluşturmayacağı göz önüne alınarak; iddianameye konu olan 17/03/2008 tarihli olaya ilişkin düzenlenen tutanaklarda, sanığın cebir ve tehdit içeren herhangi bir fiilinden söz edilmediği,
tutanak düzenleyicilerinin aşamalarda alınan beyanlarında da sanık tarafından, icra takiplerinin durdurulmasına ilişkin Ticaret Mahkemesince verilmiş ihtiyati tedbir kararına istinaden, tespite konu olan fabrika binasında kontrole izin verilmediğini belirtmeleri, yine iddianameye konu olup Halk Bankası A.Ş'nin talebi üzerine 27/03/2008 tarihinde gerçekleştirilen tespit ve bilirkişi tutanağında, sanığın olay yerinde dahi bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanığın eylemlerinde cebir ve tehdit unsurunun bulunmadığı görülmekle unsurları oluşmayan suçtan beraat kararı verilmesi yerine,
oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi doğru olmadığından hükmün BOZULMASINA karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi yasaya aykırıdır.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçe ile; Yargıtay 19. Ceza Dairesi tarafından sanık ... hakkında "direnme suçundan kurulan hüküm yönünden" verilen 23/11/2016 tarih ve 2015/4814 Esas, 2016/22730 Karar sayılı düzelterek onama ilamının kaldırılması, Yüksek Daireniz aksi kanaatte ise dosyanın Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesi,” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2018/4650, K. 2018/10441, 17 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama