KÜNYE
19. Hukuk Dairesi 2018/1895 E., 2018/4447 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Eylül 2018
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
582 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne karar verilmiş, kararın kesin nitelikte bulunmasından dolayı kanun yararına bozulması T.C. Adalet Bakanlığı'nın talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, faturaya dayalı bakiye 972,34TL alacağın tahsili için başlattığı icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, defter kayıtlarına göre davacının davalıdan 972,34TL alacaklı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile itirazın iptaline ve %20 icra inkar tazminatına karar verilmiş, davalı vekilinin talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, davalı vekilinin mazereti hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden hüküm kurulduğu gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulması istenilmiştir.
6100 sayılı HMK ile yazılı yargılama usulünde ilk derece yargılaması beş aşamadan oluşmaktadır. Bunlar, davanın açılması ve karşılıklı dilekçelerin verilmesi, ön inceleme, tahkikat, tahkikatın sona ermesi ve sözlü yargılama ile hükümdür.
Davanın açılması üzerine dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır.
Ön incelemede öncelikle dava şartları (HMK m.114-115) ve ilk itirazlar incelenir (HMK m. 116-117). Dava şartları mevcutsa ve ilk itirazlar yerinde değilse iddia ve savunma içinden tarafların uyuşmazlık noktalarının neler olduğu belirlenir.
Taraflar ön inceleme duruşmasında sulhe teşvik edilir. Ön inceleme duruşmasından sonra mahkemece hak düşürücü süreler ve zamanaşımı hakkında itiraz ve def'iler incelenerek karara bağlanır (HMK m. 142).
Mahkemece ön inceleme aşamasından sonra tahkikat işlemine gerek olmaması halinde nihai bir karar verebilir (HMK m.138-142). Ancak mahkemenin ön inceleme aşamasında nihai karar verebilmesi için dava şartlarından birinin bulunmaması, ilk itirazların yerinde olması, hak düşürücü sürenin geçmiş olması ve zamanaşımı def'inin dinlenebilir olması gerekir.
Mahkemece bu nedenler dışında işin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilecekse, HMK'nin 143. ve devamı maddeleri uyarınca tahkikat aşamasına geçilmeli ve özellikle HMK'nin 147. maddesi uyarınca taraflar tahkikat için duruşmaya davet edilmeli, tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra,
tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığı durumda, tahkikatın bittiği taraflara tefhim edilmeli(HMK m.184), mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki yanı davet etmeli ve davetiyeye belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususunu bildirmeli, sözlü yargılamada ise taraflara son sözlerini sorup, hüküm vermelidir (HMK m.186).
6100 sayılı HMK ile öngörülen yargılama kesitlerine, kanunda belirtilen sebepler dışında uyulmadan karar verilemez.
Somut olayda 18/10/2016 tarihli duruşmada davalı vekilinin mazeret dilekçesi sunduğu belirtildiği halde, yazılı yargılama usulüne tabi iş bu davada, duruşmaya mazereti nedeniyle katılmayan davalı vekilinin mazeret talebi hakkında, olumlu olumsuz bir karar verilmediği ve ayrıca tahkikatın bittiği tefhim edilmeden (HMK m.184) ve sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunulması amacı ile davet hususu yerine getirilmeden karar verilmiş olması,
davalının HMK’nin 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiği gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da ihlali niteliğindedir. Bu açıklamalar ışığında davalı vekilinin mazeret talebi hakkında bir karar verilmeden hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2018/1895, K. 2018/4447, 25 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama