KÜNYE
19. Hukuk Dairesi 2018/3348 E., 2020/419 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Şubat 2020
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
592 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... gelmiş olmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, davalı tarafından müvekkili aleyhine başlatılan icra takibe konu bononun davacıya hile ile imzalatıldığını, davacının yaşı ve ekonomik durumu itibariyle 78.000,00 Euro miktarında borç almasını gerektirecek bir durumun da bulunmadığını ileri sürerek, davacının borçlu olmadığının tespitine ve %20 oranında kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili duruşmada, davacı tarafın borcu olmadığına ilişkin iddialarını yazılı olarak ispatlaması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 2015/13534 esas 2016/4191 karar sayılı 08.03.2016 tarihli ilamı ile "Davacı TBK'nun 36.maddesinde düzenlenen aldatma (hile) sebebine dayanarak menfi tespit talebinde bulunmuş, açıkça imzaya itirazda bulunmamıştır. Kural olarak davacı bu iddiasını ispatlamak zorundadır. Ayrıca TBK'nın 39/1. maddesi uyarınca öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde iş bu davanın açılması gerektiği gözetilip, mahkemece ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilerek araştırma ve inceleme yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davacı tanığı ...'nın görgüye dayalı beyanından yaşanan olayın üzerinden 7-8 yıl gibi bir sürenin geçmediği, yaklaşık 4 yıllık gibi bir sürenin geçtiği, aslında senedin davacının yaşlı olmasından ve gözünün görmemesinden yararlanılarak aldatma saiki altında 2013 yılında düzenlendiği, fakat tanzim tarihi olarak bonoya 15.06.2010 tarihinin yazılı olduğu, tanık beyanından da yaşanan bu olayın hemen ardından ertesi günü davacının savcılığa şikayetçi olduğunun beyan edildiğinin anlaşıldığı, savcılığa 2013 yılında yapılan şikayetin bu tarihi doğruladığı,
senedin vade tarihine 10.01.2011 tarihinin yazılı olmasına rağmen icra takibinin 15.04.2013 yılında başlatılmış olması, vade tarihi 2011 yılı olan yüksek meblağlı bir bononun 2013 yılına kadar beklenilerek 2013 yılında icra takibine konulmasını gerektirecek inandırıcı ve gerçekçi hiç bir delil ibraz edilememiş olması icra takibinin 12.04.2013 tarihinde başlatılarak davacıya 07.05.2013 tarihinde tebliğ edilmesi, davacının iş bu menfi tespit davasını hemen 2013 yılı içerisinde 13.05.2013 tarihinde açmış olması sebebiyle hileyi öğrenme tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığının anlaşıldığı,
tüm tanık beyanlarının birbiri ile örtüşür mahiyette olması, davalının Cumhuriyet savcılığınca alınan beyanında söz konusu parayı davacının üvey oğlu ...’in yanında verdiğini beyan ettiği, davacının davalı ile herhangi bir şekilde hukuki ve ticari bir ilişkisi olmamasına karşın,
davalının ne şekilde elde ettiği tam belli olmayan bonoyu dosyaya yansıyan hastane kayıtlarından davacının yaşlı olmasından ve gözünün görmemesinden yararlanılarak aldatma saiki altında kendisine mahkemeden kağıt getirdim şuraya imza atmanız yeterli denilerek aldatma saiki ile imzalatılarak takibe sokmak suretiyle davacıyı borç altına sokmak istediği ve böylelikle davacı ...'nın ne kambiyo hukuku ne de iç ilişki itibariyle davalıya bu bonodan dolayı borçlu bulunmadığının sabit olduğu ve davalının bu gerçek olmayan hukuki ilişkiyi gerekçe göstererek bonoyu takibe koyarak kötüniyetli hareket ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş,
hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2018/3348, K. 2020/419, 12 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama