İçeriğe geç
AC
2. Ceza Dairesi Esas: 2024/15629 Karar: 2025/5071 Tarih: 2025

Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2024/15629 K.2025/5071

2. Ceza Dairesi 2024/15629 E. , 2025/5071 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SAYISI : 2010/1050 E., 2014/40 K. SUÇ : Mala zarar verme İTİRAZ KONUSU KARAR : Kanun yararına bozma talebinin reddi I. İSTEM Mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk ...'un 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 151/1, 31/2 ve 52.

Karar Özeti

2. Ceza Dairesi 2024/15629 E. , 2025/5071 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SAYISI : 2010/1050 E., 2014/40 K. SUÇ : Mala zarar verme İTİRAZ KONUSU KARAR : Kanun yararına bozma talebinin reddi I. İSTEM Mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk ...'un 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 151/1, 31/2 ve 52.

Karar Detayı

2. Ceza Dairesi 2024/15629 E. , 2025/5071 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SAYISI : 2010/1050 E., 2014/40 K. SUÇ : Mala zarar verme İTİRAZ KONUSU KARAR : Kanun yararına bozma talebinin reddi I. İSTEM Mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk ...'un 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 151/1, 31/2 ve 52. maddeleri uyarınca 1.200,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair İstanbul 2. Çocuk Mahkemesinin 30.01.2014 tarihli ve 2010/1050 Esas, 2014/40 Karar sayılı kararının ardından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2023 tarihli talebi ile "nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından verilen adli para cezaları yönünden ise yapılan temyiz incelemesinde Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 14.02.2022 tarihli ve 2021/22503 Esas, 2022/2102 Karar sayılı ilamı ile dava zamanaşımı süresinin geçmesi dolayısıyla düşmesine karar verildiği, İstanbul 2. Çocuk Mahkemesince yapılmış bulunan kovuşturma aşamasında alınan 11/03/2013 tarihli bilirkişi raporunda; suç tarihinde yakalanan şahıs ile suça sürüklenen çocuğun parmak izlerinin örtüşmediğinin belirtildiği ve suça sürüklenen çocuğun daha önce İstanbul'a hiç gelmediği kimliğini abisi ... Gökçül'ün kullandığı yönündeki savunması karşısında, suça sürüklenen çocuğun cezalandırılmasına konu eylemi gerçekleştirmediği gözetilmeksizin, beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi.." gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinde bulunulması üzerine, Dairemizce yapılan inceleme sonunda; 04.12.2023 tarihli ve 2023/17467 Esas, 2023/8150 Karar sayılı ilâm ile "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma; kesinleşmiş hâkimlik veya mahkeme kararlarına karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Bu yasa yolu ile kanunların aynı (tek) biçimde uygulanması, temyiz/istinaf biçiminde kanun yolu denetiminden geçmeksizin kesinleşen kararlardaki hukuka aykırılıkların giderilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Kanun yararına bozmanın konusu hukuka aykırılıkların giderilmesi olunca, ayrıntıları 26.10.1932 tarihli ve 29/12 sayılı içtihadı birleştirme kararında açıklandığı üzere, yasaya aykırılık hâlleri uygulamadaki yanlışlıklar ile esasa etkili usûl hatalarından ibarettir. Kanun yararına bozma yasa yoluna, temyiz/istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı başvurulabilmesi mümkün olup, kesin hükmün otoritesinin zedelenmemesi gerektiğinden, hukuka aykırılıkların ciddi boyutlara ulaşması yanında, maddî meseleye ilişkin kanıtların takdirinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağı gibi hâkimin takdir yetkisi kapsamına giren hususlar ile takdirin hatalı kullanılması ile ilgili hukuka aykırılıklar yönünden de kanun yararına bozma yasa yoluna gidilmesi olanaklı bulunmamaktadır. Yasa yolunun bu özelliği nedeniyle, hâkimin takdirini hatalı kullanmasına ilişkin hususlardaki hukuka aykırılıklar, sadece olağan denetim yolu olan temyiz/istinaf incelemeleri sırasında dikkate alınabilecektir. İnceleme konusunu oluşturan davada, suça sürüklenen çocuk olduğu beyan edilen şahsa ait olduğu iddia edilen ve birbirinden farklı hususlar ihtiva eden 03.04.2012 tarihli Ekspertiz Raporu ile 11.03.2013 tarihli Bilirkişi Raporunun hükmün gerekçe bölümünde tartışıldığı ve 03.04.2012 tarihli Ekspertiz Raporuna üstünlük tanındığının anlaşıldığı, sonradan ortaya çıkan bir delil dosya kapsamında bulunmadığı gibi, kesinleşen hükümden sonra böyle bir durumun ortaya çıkması hâlinde ise, bu durumun ancak 5271 sayılı Kanun'un 311/1-e maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi sebebi olabileceği, bu itibarla kanıtların takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden söz edilerek suça sürüklenen çocuk hakkında "suça sürüklenen çocuğun cezalandırılmasına konu eylemi gerçekleştirmediği gözetilmeksizin, beraati yerine yazılı şekilde karar verildiğinden" bahisle kanun yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı bulunmadığından, İstanbul 2. Çocuk Mahkemesinden kesin olarak verilen 30.01.2014 tarihli ve 2010/1050 Esas, 2014/40 Karar sayılı karara yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE..." şeklinde verilen karara karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.10.2024 tarihli ve KYB - 2024/94122 (İtiraz) sayılı ve özetle “...Tüm kanıtların toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen kararlarla ilgili olarak, kanıtların takdir ve tercihinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle yazılı emir yoluna gidilemeyeceği hususu bir vakıa ise de, bu durumun sadece hâkime tanınan takdir yetkisinin kullanılmasına işaret ettiği, bununla birlikte vicdani kanaatin oluşması sürecinde dosyadaki mevcut delillerin sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi için yeterli olup olmaması sebebini kapsamadığı; somut olayda, hükme esas alınan 03/04/2012 tarihli ekspertiz raporunun olayla ilgisinin bulunmadığı, olayla ilgisi olmayan delilin sanık aleyhine mahkumiyet hükmüne dayanak yapılması, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında açıklanan "mahkemenin takdir hakkı/takdir yanılgısı" kapsamında değerlendirilemeyeceği, kanun yararına bozma talebinde belirtilen ve suça sürüklenen çocuk hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kaldırılmasını gerektirecek sebep yönünden hiçbir inceleme yapılmaksızın, bu hususta kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceğinden bahisle talebin reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu...” şeklindeki gerekçeyle İTİRAZ kanun yoluna başvurulması üzerine, dosya Dairemize gönderilmekle, 5271 sayılı Kanun'un 308. maddesinin, 6352 sayılı Kanun’un 99. maddesi ile eklenen 3. fıkrası uyarınca inceleme yapılmıştır. II. GEREKÇE Suça sürüklenen çocuk ve inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ...'in 02.10.2010 günü saat 17.30 sıralarında şikâyetçiye ait evin kapı kilidini kırarak hırsızlık amacıyla içeriye girdikleri, suça sürüklenen çocukların içeride bulundukları sırada eve gelen şikâyetçinin kapı kilidinin kırık olduğunu görmesi üzerine komşularına ve polise haber verdiği, olay yerine gelen kolluk görevlilerinin içeri girerek suça sürüklenen çocukları gizlenmiş oldukları yatak odasında yakaladığının iddia edildiği olayda, 03.04.2012 günlü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Ekspertiz Raporuna göre, 26.03.2012 günlü ve 30.03.2011 tarihli Parmak İzi Formlarındaki izlerin aynı kişiye yani suça sürüklenen çocuğa ait olduğunun belirtildiği; ancak hükme esas alınan 03.04.2012 tarihli Ekspertiz Raporunun suça sürüklenen çocuğun parmak izleri ile olay sonrasında alınan 03.10.2010 tarihli parmak izlerinin karşılaştırıldığı rapor olmayıp, 30.03.2011 tarihli kime ve hangi olaya ait olduğu belli olmayan parmak izlerinin karşılaştırıldığı, suça sürüklenen çocuğun aşamalardaki "İstanbul iline gitmediğine, olay tarihinde Diyarbakır'da öğrenci olduğuna, kimlik bilgilerini ağabeyi olan ... Gökçul'un kolluk görevlilerine verdiğine" şeklindeki savunmasıyla örtüşür mahiyette, 11.03.2013 tarihli bilirkişi raporunda ise, sistemdeki parmak izlerinin Diyarbakır'da alınan parmak izleri ile çeliştiğinin ve olay sonrası parmak izi alınan şahsın suça sürüklenen çocuk ... olmadığının belirtilmesi ve suça sürüklenen çocuk ...'un imza örnekleri ile yakalama ve ifade tutanaklarında yer alan imzaların karşılaştırılması kapsamında alınan 02.07.2012 tarihli bilirkişi raporunda, ilgili tutanaklarda yer alan imzaların suça sürüklenen çocuğun eli ürünü olmadığının belirtilmesi ve inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ...'in 01.02.2012 tarihli savunmasında, olay anında yanındaki kişinin suça sürüklenen çocuk ... olmadığını, bu kişinin onun ağabeyi olan ... Gökçul (08.07.2011 tarihinde vefat etti) olduğunu belirtmesi karşısında, suça sürüklenen çocuğun atılı suçu işlemediğinin sabit olduğu anlaşılmakla, beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verildiği anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ ve KANUN YARARINA BOZMA TALEBİNİN KABULÜNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemizin 04.12.2023 tarihli ve 2023/17467 Esas, 2023/8150 Karar sayılı kanun yararına bozma talebinin reddi kararının KALDIRILMASINA, 3. İstanbul 2. Çocuk Mahkemesinin 30.01.2014 tarihli ve 2010/1050 Esas, 2014/40 sayılı mala zarar verme suçu bakımından verilmekle kesin nitelikte olan kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309/3. maddesi gereği, KANUN YARARINA BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309/4. maddesinin (d) bendinin verdiği yetkiyle, suça sürüklenen çocuğun mala zarar verme suçunu işlemediği sabit olduğundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-b maddesi gereğince BERAATİNE, tayin olunan cezanın çektirilmemesine, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla