KÜNYE
2. Hukuk Dairesi 2008/19961 E., 2009/3257 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Şubat 2009
- Mahkemesi
- Göksun Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
- Tarihi
- 18.01.2007
- Numarası
- Esas no:2005/162 Karar no:2007/17
Karar Metni
359 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı tanıklarının davacı ve başkalarından aktardıkları beyanları hükme esas alınamaz. Davacı tanığı İ.beyanında geçen olaylardan sonra evlilik 1.7.2005 tarihine kadar devam etmiş olup hoşgörü ile karşılanan davranışlar nedeniyle davalıya kusur isnat edilemez. Boşanmaya yol açan olaylarda davalı eşini darp eden, hakaret eden, iki eş istediğini söyleyen davacı koca tam kusurludur.
Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2)
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2008/19961, K. 2009/3257, 26 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama