KÜNYE
2. Hukuk Dairesi 2013/180 E., 2013/18789 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Temmuz 2013
- Mahkemesi
- Söke l. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
- Tarihi
- 10.10.2012
- Numarası
- Esas no:2010/175 Karar no:2012/442
Karar Metni
389 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce doğrudan doğruya (re'sen) gözönünde tutulur. Davacı kadının Söke Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/446 - 505 esas ve karar sayılı ilamıyla Söke F. F.k K.Devlet Hastanesinin 24.01.2006 tarihli sağlık kurulu raporuna dayanılarak zeka geriliği nedeniyle Türk Medeni Kanunun 405. maddesi uyarınca vesayet altına alındığı anlaşılmaktadır.
Boşanma davasının yargılaması sırasında mahkemece Adnan Menderes Üniversitesinden alınan 20.04.2012 tarihli raporda ise davacının evlenmesine engel bir akıl hastalığı veya akıl zararının bulunmadığı, vesayeti gerektiren bir durum olmadığı belirtilmiştir. Her iki rapor arasında çelişki mevcuttur.
Mahkemece yapılacak iş vesayet (sulh hukuk) makamına ihbarda bulunarak raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve davacının vesayet halinin kaldırılıp, kaldırılmayacağı yönünde karar verilmesini istemek ve bu davanın sonucunu bekleyerek karar vermekten ibarettir. Bu yön nazara alınmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Davadan önce davacının “debilite düzeyinde zeka geriliğine” dayalı olarak Türk Medeni Kanununun 405'nci maddesinde yer alan sebeple kısıtlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının medeni haklarını kullanma ehliyeti bulunmamaktadır. (TMK. m. 14) Dolayısıyla dava ehliyeti de yoktur. (HUMK.m. 38, HMK. m. 51) Dava ehliyetinin varlığı dava şartıdır. (HMK. m. 114/1 -d) Dava şartı noksanlığı davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir.
(HMK. m. 115/1) Türk Medeni Kanununun 15'nci maddesine göre, "kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin tasarrufusu hüküm ifade etmez”. Dolayısıyla “tam ehliyetsizin” açtığı dava, yasal temsilcisinin izni veya icazetiyle hukuki varlık ve geçerlilik kazanmaz. Yasal temsilci, tam ehliyetsizin yaptığı işlemi, gerekli ve onun çıkarlarına uygun buluyor ve sürdürmek istiyorsa, o işlemi kendisi yeniden yapmak zorundadır.
Bu bakımdan tam ehliyetsizin açtığı davaya, sonradan yasal temsilcisinin onay vermesi ve davayı devam ettirmesinin hukuki bir önemi bulunmamaktadır. Davanın, davacının “dava ehliyetinin” bulunmaması sebebiyle usulden reddine karar verilmelidir. Bu sebeple sayın çoğunluğun bozma kararına sonucu bakımından katılmakla birlikte gerekçesine katılmıyorum.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/180, K. 2013/18789, 3 Temmuz 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama