KÜNYE
2. Hukuk Dairesi 2024/7396 E., 2025/5178 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Mayıs 2025
- Mahkemesi
- Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/368 E., 2024/810 K.
- Dava türü
- Karşılıklı Boşanma
- İlk derece mahkemesi
- Derik Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/37 E., 2022/523 K.
Karar Metni
1.018 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, asıl davanın reddi, karşı davanın kabulü, maddi ve manevi tazminat, tedbir ve yoksulluk nafakası ile ziynet alacağına yönelik vekâlet ücreti yönünden; davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından yoksulluk nafakası miktarı, maddi ve manevi tazminat miktarları ile reddedilen ziynet alacağı davası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) öngördüğü yargılama sistemine göre ilk derece mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, başvuran tarafın istinaf başvurusunun usulden ya da esastan reddine karar verilebilir veya ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir.
Bu durumda bölge adliye mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulması hâlinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır.
Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi hâlinde bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup bu hâlde ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmadığı gibi ilk derece mahkemesi kararını sınırlı olarak istinafa getiren tarafın açıkça istinaf etmediği konularda da temyiz hakkı bulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesi kararının davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, asıl davanın reddi, karşı davanın kabulü, maddi ve manevi tazminat, tedbir ve yoksulluk nafakası, kadının ziynet alacağı davasının kabulü, vekâlet ücreti ve yargılama gideri yönünden istinaf edildiği ve Bölge Adliye Mahkemesince davacı-karşı davalı erkeğin, kadının ziynet alacağı davasının kabulü yönünden istinaf başvurusunun kabulüne, sair istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmakla,
davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından yoksulluk nafakası miktarı ile maddi ve manevi tazminat miktarları istinaf edilmeyerek onun yönünden kesinleşmiştir. Bu nedenle davalı-karşı davacı kadın vekilinin yoksulluk nafakası miktarı ile maddi ve manevi tazminat miktarları yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı-karşı davacı kadın vekilinin sair, davacı-karşı davalı erkek vekilinin tüm yönlerden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-karşı davcı kadının tüm; davacı-karşı davalı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir.
Mahkemece, davacı-karşı davalı erkeğin, iş bu boşanma davası henüz derdestken üçüncü bir kişiyle imam nikahına dayalı ortak hayat kurmak suretiyle evlilik birliğinin kendisine yüklediği sadakat yükümlülüğünü ağır bir şekilde ihlal ettiği, yargılamanın 3 üncü celsesinde üçüncü bir kişiyle resmi nikah olmaksızın birliktelik kurduğunu bizzat kabul ettiği de nazara alınarak erkeğin kusurlu davranışlarından mütevellit evlilik birliğinin ortak yaşamı imkansız kılacak derecede temelinden sarsıldığı gerekçesiyle kadının boşanma davasının kabulüne karar verilmiş ise de.
İlk Derece Mahkemesinin yargılama sırasında olan yani dava tarihinden sonra gerçekleşen bir olayın iş bu davada erkeğe kusur olarak yüklendiği ve kadının boşanma davasının kabulüne karar verildiği, dava tarihinden sonra gerçekleşen olayların ayrı bir davanın konusu olabileceği ve bu olayların erkeğe iş bu davada kusur olarak yüklenemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı kadın tarafından istinaf kanun yoluna da gidilmediğinden erkeğe başka bir kusurun da yüklenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Kadının boşanma davasının kabulü koşullarının oluşmadığı, bu itibarla davalı-karşı davacı kadının boşanma davasının da reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek kadının davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3.İlk Derece Mahkemesince kadının boşanma ve ziynet alacağı davasında vekâlet ücretine yönelik kararın tek bir bent olarak hükmün (7) nolu bendinde düzenlendiği, Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin, kadının ziynet alacağı davasının kabulü yönünden istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek kadının ziynet alacağı davasının reddine karar verilmesine ve erkek yararına yeniden vekâlet ücreti düzenlenmesine rağmen İlk Derece Mahkemesinin kadın yararına vekâlet ücretini düzenleyen (7) nolu bendinin kaldırılmaması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
Ne var ki davalı- karşı davacı kadın lehine hem ziynet alacağı davasının reddedilmiş olması hem de kadının boşanma davasının reddine karar vermek gerekmiş olması nedeniyle bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca temyize konu kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/7396, K. 2025/5178, 26 Mayıs 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama