Davacı gerçek kişi, 14.10.2002 tarihli dilekçesiyle, ... Köyü 735 parsel sayılı taşınmazı 1960 yılından önce imar ve ihya ..., o zamandan beride ... alanı olarak ... sıfatıyla zilyet ettiği, bu taşınmazın 1952 yılında makiye ayrılmakla ormanla olan ilişkisinin kesildiği, yeniden Orman sınırları içinde aplike edilip Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmasının yasal dayanağı bulunmadığı iddiasıyla, Hazine adına oluşturulan tapu kaydının iptalini taşınmazın adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescile ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1946 tarihli ilk orman kadastrosu ile 1980 yılında yapılıp, 06.04.1981 tarihinde ilan edilerek dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. madde uygulaması vardır.
Mahkemece, Kesinleşmiş orman kadastro haritasının uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman orman bilirkişi raporuyla, çekişmeli taşınmazın 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan orman kadastro sınırları içinde bırakıldığı, 1981 yılında 1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığının belirlendiği gerekçesiyle dava red edilmişse de, hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunda; dava konusu parselin, 3116 Sayılı Yasaya hükümlerine göre 1946 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı.
1952 yılında 5653 Sayılı Yasaya ve ilgili yönetmeliğe aykırı olarak kurulan ve yine yasa ve yönetmelik hükümlerine uymadan çalışma yapan ... tefrik komisyonunca, ... makisi olarak tesbit edildiği, 1981 yılında orman sınırları dışında aplike edildiği belirlenmiştir.
Bu nedenle mahkemenin gerekçesi yerinde olmadığı gibi, uzman bilirkişi krokisindeki çekişmeli taşınmazı ilgilendiren 9313 ila 9330 numaralı orman sınır noktalarından oluşan orman sınır hattı, 1981 yılı aplikasyonunda düzenlenen orman kadastro haritasındaki aynı orman sınır noktalarını birleştiren hat ile aynı olduğu halde, bir örneği dosyaya getirtilen, 1946 yılı orman kadastro krokisinde, aynı orman sınır noktalarını birleştiren orman sınır hattı ile çeliştiği, çekişmeli taşınmaz bu krokide, arazi kadastro paftasındaki yeri ile bağdaşmayacak biçimde işaretlendiği halde, 1981 yılı aplikasyonunda hata yapılıp yapılmadığı irdelenmemiş,
bu çelişkiler üzerinde durulmamış, 1946 yılında düzenlenen orman kadastro haritası ile çelişen 1981 yılı aplikasyon haritasındaki orman sınır hattına değer verilmiş, bunun nedenleri açıklanmamışsa da,
Diğer taraftan; çekişmeli taşınmazın, 1963 yılında yapılan ve sonuçları 16.09.1970 ila 15.10.1970 tarihlerinde ilan edilen tapulama/kadastro çalışmaları sırasında, 1946 yılı orman kadastrosunda orman kadastrosu sınırları içinde olduğu için tapulama dışı bırakıldığı ve bu işlemin itirazsız kesinleştiği anlaşılmaktadır. Tespit dışı kalan bir yer hakkında kadastro tutanağı düzenlenmemekle beraber, bu işlem bir kadastro işlemidir.
Bu tür taşınmazlar üzerinde hak iddia edenler için izlenmesi gereken yol, eski 766 sayılı Yasanın 2. maddesinde ve halen yürürlükte olan ve uygulanan 3402 Sayılı Yasanın 7/4. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddelerde öngörülen süreler içerisinde hak iddiasında bulunulmaması halinde, tespit dışı bırakılma işlemi kesinleşir.
Tespit dışı bırakılan bir yerin Medeni Yasanın 639/1. maddesi ve 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddeleri hükümlerine göre tapuya tescil edilebilmesi için, tespit dışı bırakma işleminin yapılarak paftanın düzenlenme tarihinden dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile yasada belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir.
Somut olayda toplanan delil ve belgelere göre, tespit dışı bırakılma işleminin yapılarak, kesinleştiği 16.10.1970 tarihiyle, çekişmeli parselin Hazine adına tesbit edildiği 24.08.1988 arasında 20 yıllık yasal edinme süresi dolmamıştır.
Bu açıklamalara göre, kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleştiğinden söz edilemez.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.2000 gün 2000/8-1264 E.-1250 K. sayılı kararları da aynı doğrultuda olup, bu uygulama Dairemizde ve Hukuk Genel Kurulunda istikrarlı bir şekilde devam etmekte ve kökleşmiş içtihat niteliğini almış bulunmaktadır.
Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken, dosya içeriği ile bağdaşmayan gerekçeyle red kararı verilmesi doğru değilse de, gerekçesi bu şekilde düzeltilerek, sonuç itibariyle doğru olan kararın H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre gerekçesi düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 18/10/2007 günü oybirliğiyle karar verildi.