KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2011/11402 E., 2011/13615 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Kadastro Mahkemesi
Karar Metni
5.487 kelime·27 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 14/03/2011 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı-karşı davacılar ... ve ... tarafından istenilmekle, tayin olunan 25/06/2011 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden ... ve ... vekili Avukat ... ... ile diğer taraftan Hazine vekili Avukat ... ... geldiler, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, kadastro tesbitine itiraz davası olup, dava konusu, ... ilçesi, .... köyü ... mevkiinde kain F22-d-01-a-4-c-3d pafta 745 parsel nolu 7774 m2 yüzölçümündeki taşınmazdır.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde, tesbit tarihinden önce 3116 sayılı Kanuna göre 1937 yılında yapılan ve 09/03/1938 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman tahdit çalışması, daha sonra 1744 sayılı Kanuna göre yapılarak 15/06/1981 tarihinde ilân edilip kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması, 2896 sayılı Kanuna göre yapılarak 11/02/1986 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 2/B uygulaması ve 3302 sayılı Kanuna göre yapılarak 27/04/1989 tarihinde ilân edilip kesinleşen 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
Uskumru köyü sınırları içinde, kesinleşmiş orman tahdit çalışmasından sonra 766 sayılı Kanuna göre 1959 yılında yapılan ilk genel (arazi) kadastro çalışmaları sırasında dava konusu taşınmaz, orman sınırları içinde kaldığı düşünülerek tespit ve tescil harici bırakılmıştır.
Son olarak, yörede 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi gereğince hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler ile orman sayılmayan alanların tespiti amacıyla 1998 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 01/07/1998 tarihinde düzenlenen kadastro tutanağından, dava konusu 745 parsel nolu taşınmazın evvelce ... ’ya ait olup otuz yıldan beri kendisinin zilyetlik ve tasarrufunda iken ölümüyle mirasçılarına kaldığı, mirasçılarının da 1995 yılında bu yeri harici satış senediyle ... evlatları ... ve ...’a sattıkları, taşınmazın hâlen bu kişilerin zilyetlik ve tasarrufunda bulunup ormanla ve hazine ile bir ilgisinin bulunmadığı,
orman kadastro komisyonu pafta ve tutanaklarının da zeminde tatbik edilmesi neticesinde taşınmazın orman tahdit hattı dışında kaldığı ve orman sayılmayan alanda yer aldığı belirtilerek 1/2’şer hisse hâlinde ... oğlu ... ve ... adlarına tespitinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kadastro çalışması sonuçları, 27/07/1998-26/08/1998 tarihleri arasında otuz günlük askı ilânına çıkarılmış, Hazine tarafından askı ilânının son gününde kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır.
Yargılama süreci içinde mahkemece mahallinde 08/06/1999, 20/05/2004 ve 14/05/2008 tarihlerinde keşif yapılmış, mahalli ve tespit bilirkişileri ile tanıklar dinlenmiş, yeterli orman araştırması yapılmış, kayıt, belge ve tutanaklar dosyaya getirtilmiş, uzman bilirkişilerden raporlar alınmış ve Mahkemece Hazinenin davasının reddine ve dava konusu 745 nolu taşınmazın tespit gibi davalılar ... ve ... adlarına eşit olarak tapuya tesciline dair 13/10/2008 gün ve 2005/1 E., 2008/11 K. sayılı kararın Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 29/03/2010 gün ve 2010/1297 E., 2010/3990 K.,
sayılı ilâmıyla ve 1959 yılında 5602 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan tapulama çalışmalarında dava konusu taşınmaz ve etrafının paftasında “Devlet Ormanı” belirtmesi yapılmak suretiyle tapulama dışı bırakıldığı, arazinin konumu, davalı parsellerle orman arasında ayırıcı bir unsur olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili çalışma yöntemleri nazara alındığında davaya konu arazi bölümünün de orman olarak tespit dışı bırakıldığının kabulünün zorunlu olduğu,
kadastro işlemi olan tespit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği, dava konusu 745 sayılı parselle hukuki durumu aynı olan Uskumru köyü 732, 7333, 734, 735 ve 390 sayılı parsellerin orman niteliğiyle Hazine adına tesciline ilişkin kararların Dairemizce onanarak kesinleştiği, 745 sayılı parselin tamamının öncesinin de orman olduğu ve dolayısıyla taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi gerektiği görüşü ile davanın kabulüne karar verilmesi için kesin bozma yapılmıştır.
Bozma sonrasında, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece, davanın kabulü ile Sarıyer ilçesi, Uskumru köyü, Bağlar mevkiinde kain F22-d-01-a-4-c-3d pafta 745 parsel nolu 7774 m2 yüzölçümündeki tarla nitelikli taşınmazın orman niteliği ile hazine adına tapuya kayıt ve tesciline dair verilen 14/03/2011 gün ve 2010/21 E., 2011/4 K., sayılı karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş olup, Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda Daire heyetimiz sayın çoğunluğunca, daha önce yapılan kesin bozmaya uyularak verilmiş olan mezkur kararın onanmasına karar verilmiştir.
Sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki gerekçelerle katılamıyorum.
1) Sarıyer ilçesi, Uskumru köyünde ilk orman tahdit çalışmaları 1937 yılında 3116 sayılı Kanuna göre yapılmış olup, 09/03/1938 tarihinde ilân edilerek kesinleşmiştir.
Dava konusu taşınmazın, 122-123 nolu O.S. noktalarını birleştiren kesinleşmiş tahdit hattının gidiş yönüne göre solunda yer aldığı, en yakın parsel köşesinin güney yönde kesinleşmiş tahdit hattına 90 metre uzaklıkta olduğu, Uskumru Devlet Ormanı tahdidinin dışında (orman sayılmayan alanda) kaldığı; eski tarihli memleket haritasında beyaz renkli, ... fotoğraflarında da açık alanda kaldığı, ... yapısı ve bitki örtüsü bakımından orman niteliği taşımadığı;
daha sonra 1979-1982 yıllarında 6831 sayılı Kanunun 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi, 1984-1986 yıllarında 2896 sayılı Kanunla değişik 2/B, 1988-1989 yıllarında 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B uygulamalarının yapıldığı ve gerçekleştirilen bu uygulamalarda da, orman niteliğini yitiren alanlarda 2/B yönünden değişiklik yapılmış olup, 1937 yılında 3116 sayılı Kanuna göre kesinleşen orman sınırlarında bir değişiklik olmadığı ve dolayısıyla dava konusu taşınmazın 1937’den beri orman alanı dışında bulunduğu; dava konusu taşınmazın etrafının gerçek kişiler adlarına tapulu arazilerle çevrili bulunduğu,
bunlardan 741, 743 ve 744 nolu parsellere uygulanan 27/11/1948 tarih, 21 Cilt, 67 Sayfa, 50 ve 52 numaralı tapu kaydının, dava konusu taşınmazın önceki zilyetlerinin murisi “... ... ...”yı sınır olarak okuduğu, “... ... ...” olarak anılan kişinin ... olduğu, taşınmazın otuz yıldan beri bu kişinin zilyetlik ve tasarrufunda iken ölümüyle mirasçılarına kaldığı, mirasçılarının da 1995 yılında bu yeri harici satış senediyle ... evlatları ... ve ...’a sattıkları, taşınmazın hâlen bu kişilerin zilyetlik ve tasarrufunda bulunan ziraat arazisi vasfında olduğu, ... yapısının orman toprağı olmadığı,
eylemli durumunun da orman sayılması gerektirecek nitelikte olmadığı, arazi meylinin ortalama % 20-22, toprağın killi-kumlu yapıda olup hâlen tarım arazisi niteliğinde olduğu, ... yapısı ve bitki örtüsü bakımından orman niteliği taşımadığı ve bu nedenle de 1937 yılında yapılıp 09/03/1938 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman tahdit sınırı dışında bırakıldığı alınan uzman bilirkişi, bilirkişi heyeti raporları, yapılan keşif ve dinlenen mahalli bilirkişiler, tespit bilirkişisi ve tanıkların beyanları ile dosyaya celbolunan kayıt, belge ve tutanak içeriklerinden anlaşılmaktadır.
2) Dava konusu taşınmaz, yörede 1937 yılında yapılıp 09/03/1938 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman tahdit sınırı dışında bırakılmıştır. ... Köyü sınırları içinde, 1937-1938 yıllarında yapılan orman tahdit çalışmasından sonra 766 sayılı Kanuna göre 1959 yılında yapılan ilk genel (arazi) kadastro çalışmaları sırasında dava konusu taşınmaz, orman sınırları içinde kaldığı düşünülerek tespit ve tescil harici bırakılmıştır.
Genel olarak kadastro, bir ülke veya bölgedeki her çeşit arazi ve mülklerin arz üzerindeki yer ve konumlarının, alanının, sınırlarının, sahiplerinin ve değerlerinin, üzerindeki hak ve yükümlülüklerin devlet eliyle tespit edilip plâna ve kayda bağlanması işi ve işlemlerinin tümüne denir. Kadastronun biri geometrik diğeri hukukî olmak üzere iki yönü bulunmaktadır.
Geometrik anlamda kadastro, tekniğin ve fennin yardımı ile bir ülkedeki her taşınmazın türünü, sınırını ve yüzölçümünü kesin bir şekilde belirlemeyi amaç edinmiştir. Söz konusu sınırlama, arazinin haritasının çıkarılması ve kadastro plânlarının yapılması ile gerçekleşir. Buna karşılık kadastronun hukukî yönü ise, geometrik olarak sınırlanan taşınmazlar üzerindeki hakları ve söz konusu hakların sahiplerini tespit etmek amacını taşımaktadır.
Orman kadastrosunun tanımı, genel kadastro tanımından ayrı düşünülemez. Bu bağlamda orman kadastrosu, “Orman alanlarının geometrik ve hukuki durumlarının tayin ve tespit edilmesi” şeklinde tanımlanabilir. Orman kadastrosunu genel kadastrodan ayıran en önemli özellik orman vasfının tayini işlemidir. Bir yerin orman niteliğinde olup olmadığının tespiti oldukça karmaşık ve uzmanlık gerektiren bir işlemdir.
Bu nedenle ülkemizde orman kadastrosu işleri genel kadastrodan ayrı tutularak farklı bir komisyon çalışması ile yürütülmüştür. Genel kadastro ile orman kadastrosu faaliyetlerinin farklı merciler tarafından yürütülmesi, orman kadastrosunun başlangıcından itibaren önemli sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Geçmişten günümüze kadar orman kadastrosu ile genel kadastro arasında çözümlenemeyen bir sorun vardır ki oda, farklı zamanlarda aynı taşınmaz üzerinde hem orman kadastro komisyonları tarafından hem de genel kadastro ekipleri tarafından sınırlandırma yapılması ile koordineli çalışamayan iki komisyonun birbirlerinin yaptığı sınırlamaya itiraz etmeleri ve neticesinde taşınmazların sınırlarının kesinleşemeyerek tapuya tescil edilememesidir.
Bu sorun 1937 yılında çıkarılan 3116 sayılı Orman Kanunu ile orman kadastro çalışmalarının başlaması ile ortaya çıkmıştır. Orman kadastrosu ile genel kadastro komisyonlarının yaptıkları işlemler sonucunda yaşanan sorunlar yıllarca çözümlenememiş, dahası taşınmazların gerek tapu iptali isteği gerekse kadastro tespitine itiraz edilmesi ile kadastro mahkemelerinde sayısı on binleri aşan davalar açılarak taşınmazların tescil edilmeleri geciktirilmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 4. maddesinde 22/02/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre, kadastro çalışma alanında orman bulunması durumunda durumun mahalli orman idaresine bildirilerek orman sınırının gösterilmesinin istenmesi, orman sınırlaması yapılmamış ise iki ay içinde Orman Genel Müdürlüğü’nce bu işin tamamlanması öngörülmekteydi. Uygulamada bu hükümlerin de etkili olamaması nedeniyle 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi 5304 sayılı Kanunla değiştirilerek orman içi veya bitişiğinde yapılacak çalışmaların (Bir orman mühendisi ile bir ziraat mühendisinin ekip ve komisyonlara katılması şartı ile) orman kadastrosu sayılması esası kabul edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5304 sayılı Kanunla değişik 4/3.maddesi uyarınca yapılmış bir orman kadastrosu da söz konusu değildir.
Kural olarak, arazi kadastro komisyonlarının, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4. maddesinde 22/02/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanunla yapılan değişikliğe kadar, bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı veya toprağının orman toprağı sayılıp sayılamayacağı konularında yetkileri bulunmamaktaydı.
Şayet, dava konusu yer Devlet ormanı sayılan yerlerden olsaydı veya toprağı orman toprağı kabul edilseydi 1937-1938 yıllarında yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında orman sınırları içine alınması gerekirdi. Bu yönüyle de olaya bakıldığında; söz konusu yerin Devlet ormanı sayılan yerlerden olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
Öte yandan, orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve belgeler olduğu takdirde öncelikle bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı bu harita ve belgelerin uygulanmasıyla belirlenir. Orman kadastrosu yapılmamış, kesinleşen orman haritası ve belgeleri yok ise, o takdirde, bölgeye ait gizli memleket ve amenajman haritaları ile ... fotoğraflarından yararlanılarak uzman orman bilirkişileri vasıtasıyla bu konu saptanır.
Kaldı ki, dava konusu taşınmaz eski tarihli memleket haritasında beyaz renkli, ... fotoğraflarında da açık alanda kalmaktadır.
Sarıyer Kadastro Müdürlüğünün 09/01/2002 tarihli cevabî yazısında, dava konusu 745 parsel nolu taşınmazın bulunduğu kısmın, yapılan kadastro çalışmalarında orman tahdidinde kalmakla paftasında Devlet Ormanları (tescil harici) olarak bırakıldığının belirtildiği ve yazı ekindeki pafta örneğinde de bu durumun işaretlendiği görülmektedir.
... Orman İşletme Müdürlüğünün (dosyada mevcut) 24/04/2002 tarihli cevabî yazısında ise, dava konusu 745 parsel sayılı taşınmazın orman tahdit haritasında (orman dışı) ... alanda kaldığı belirtilmektedir.
Bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı veya toprağının orman toprağı sayılıp sayılamayacağı konularında yetkili olan orman kadastro komisyonu, dava konusu taşınmazın orman vasfında bir yer olmaması nedeniyle, orman tahdit alanı dışında bırakıyor ve ... Orman İşletme Müdürlüğü de dava konusu 745 parsel sayılı taşınmazın orman tahdit haritasında (orman dışı) ... alanda kaldığını belirtiyor, buna karşılık, bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı veya toprağının orman toprağı sayılıp sayılamayacağı konularında yetkisi dahi bulunmayan arazi kadastro komisyonunca, aynı taşınmazın paftasında Devlet Ormanları (tescil harici) olarak bırakıldığı belirtiliyor.
Arazi Kadastro Komisyonları bir yerin orman olup olmadığını belirleme yetkisine sahip olmadıklarından, taşınmazın paftasında ... bulunan Devlet ormanı ibaresi esas alınarak taşınmazın bulunduğu yerin orman sayılan yerlerden olduğunu kabul etmek doğru değildir.
3) 3402 sayılı Kadastro Kanununun uygulanmaya başlandığı 10/10/1987 tarihinden önce 15/12/1934 tarihli ve 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu, 16/3/1950 tarihli ve 5602 sayılı Tapulama Kanunu ve 28/6/1966 tarihli ve 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tespit dışı bırakılmışlardır.
Bir diğer anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır.
Bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması orman idaresinden istenmiş, idarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. 3402 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra ise anılan Kanunun 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır.
Mevzuat bağlamında “Tesbit dışı bırakma”nın bir kadastro işlemi sayılması, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 22. maddesinde 22/02/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanunun 6. maddesiyle yapılan değişiklikle kabul edilmiştir.
Mezkur Kanunun TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında, Tasarının 3402 sayılı Kanunun 22.maddesini değiştiren 6. maddesinin dördüncü fıkrasının “Tapulama ve kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan kamu kurum ve kuruluşlarına ait yerlerin tescili yapılır.” şeklinde değiştirilmesine yönelik önerge gerekçesinde aynen “Çalışma alanı, kadastro yapılacak sınır ve ilgili mahkemelerin görev bölgesini tayin etmek bakımından önemlidir.
Hal böyle iken, çalışma alanı içerisinde tespit dışı bırakmak veya devletin hüküm ve tasarrufu altında olmak üzere Maliye Hazinesi adına tespit etmek de bir kadastro işlemidir.” denilmektedir (TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 22, C.75, Yasama Yılı 3, 61. Birleşim, 22.02.2005, s. 51).
“Tespit dışı bırakma” bir kadastro işlemi sayılsa dahi bu işlem, kadastro tanımında yer alan işlemler bütünü içinde ... bir yer işgal edecek ve fakat hiçbir zaman bir ülke veya bölgedeki her çeşit arazi ve mülklerin arz üzerindeki yer ve konumlarının, alanının, sınırlarının, sahiplerinin ve değerlerinin, üzerindeki hak ve yükümlülüklerin devlet eliyle tespit edilip plâna ve kayda bağlanması işi ve işlemleri bütünü olarak tanımlanan, geometrik ve hukukî cephesi bulunan bir “kadastro” sayılamayacaktır.
Buna göre, taşınmazla ilgili bir işlemin “kadastro işlemi” sayılması ile “kadastro” sayılması arasında büyük farklar bulunmaktadır.
Dolayısıyla, kadastro çalışmaları sırasında bir taşınmazın “Tespit ve tescil harici bırakılması” işlemine, kapsamı zikredilen bir “Kadastro” anlamı yükleyerek buna göre işlem yapılması veya karar verilmesini istemek, bütünü oluşturan unsurlardan biri kadar değeri bulunan bir işleme, bütün unsurların toplam değerini yükleyerek, kadastronun anlamsızlaştırılmasını ve kavram olarak dahi içinin boşaltılmasını netice verecektir.
Dolayısıyla, kadastro çalışmaları sırasında bir taşınmazın “Tespit ve tescil harici bırakılması” işlemine, bütün unsurlarıyla tamamlanmış bir “Kadastro” anlamı yüklenerek ve buna istinat edilerek, diğer tüm bilimsel verilere, bu meyanda tapu kaydı uygulamasına, taşınmazın memleket haritasında ve ... fotoğraflarındaki konumuna ve durumuna, bilirkişi ve tanık beyanlarına hiçbir değer atfetmemenin, uyuşmazlığı hukukî olarak doğru bir çözüm sonucuna götürmesi mümkün değildir.
4) Arazi eğiminin yüksek olması tek başına bir yerin orman sayılması için yeterli değildir. 15/07/2004 tarihli ve 25523 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 6831 Sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 23/p maddesi uyarınca; üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, ... erozyonunu, toprağın strüktür ve tekstürünün (yani toprağın yapısının ve bünyesinin, topraktaki zerreciklerin diziliş ve oturuş şeklinin) bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunan ve eğimi yüzde oniki'den fazla olan yerler, orman ve ... muhafaza karakteri taşıyan yerler olarak kabul edilmektedir.
5) Bazı açık maddî yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay; bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Bu yönde sayısız daire kararları olduğu gibi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2002 günlü Esas:2002/10-895, Karar:2002/838.
02.07.2003 günlü ve Esas: 2003/21-425, Karar: 2003/441 sayılı kararlarında gösterildiği üzere; maddi yanılgıya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı, verilen kararlara karşı karar düzeltme yolunun kapalı oluşunun dahi maddi yanılgıya dayalı yargı kararlarının düzeltilmesine engel olamayacağı, hatalı biçimde hak sahibi olmanın evrensel hukukun ... ilkelerine ... düşeceği, maddi gerçeğin her zaman için adli gerçekten önce geleceği kabul edilmiştir.
Meselenin bu zaviyeden de değerlendirilmesi gereği konunun diğer bir yönüdür.
Sonuç olarak; mezkur hususlar birlikte değerlendirildiğinde; mahkemece Hazinenin davasının reddine ve dava konusu 745 nolu taşınmazın tespit gibi davalılar ... ve ... adlarına 1/2’şer hisse olarak tapuya tesciline karar verilmesi gereği yönünde bozma yapılmasının daha uygun görülmesi gerekirken, taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında “Tespit ve tescil harici bırakılması” işlemine, bütün unsurlarıyla tamamlanmış bir “kadastro” anlamı yüklenerek ve buna istinaden, aksi yöndeki bilimsel verilere itibar edilmeksizin, taşınmazın öncesinin orman olduğu kabul edilerek onama şeklinde gerçekleşen Sayın çoğunluğun görüşüne açıklanan nedenlerle katılmıyorum.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2011/11402, K. 2011/13615, 29 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama