KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2012/12974 E., 2013/5420 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Mayıs 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
938 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... Yönetimi ve Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Türkler Kasabası, Arabi mevkiinde bulunan ve babası tarafından davacıya verilen yaklaşık 3,5 - 4 dönüm yüzölçümlü taşınmazın, tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına oluştuğunu iddia ederek, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre davacı adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Davalı ... vekili, davanın reddi ile 20.03.2007 tarihli celsede taşınmazın Hazine adına tescilini talep etmiştir.
Davalı ... Yönetimi vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddine ve fen bilirkişisi ... tarafından düzenlenen 16.05.2003 tarihli rapor ve krokide (A) ile gösterilen 4072,48 m² yüzölçümlü taşınmazın davacı adına, aynı krokide (B) ile gösterilen 1553,70 m² yüzölçümlü taşınmazın ise orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm Orman Yönetimi ve Hazine vekili tarafından (A) bölümüne ilişkin olarak temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 6831 sayılı Kanuna göre yapılıp 12.08.1987 – 12.02.1988 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Yörede genel arazi kadastrosu işlemi 31.01.1957 tarihinde yapılmış ve 07.06.1957 - 06.07.1957 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda, çekişmeli taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, Medeni Kanunun 713 ve 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerinde yazılı imar, ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile taşınmaz edinme koşullarını davacı yararına oluştuğu kabul edilerek, temyize konu (A) bölümüne ilişkin olarak davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.
Ne var ki; yörede yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dava dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, bu yerde 06.07.1957 tarihinde kesinleşen genel arazi kadastrosu sırasında Devlet Ormanı niteliğiyle tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır.
H.G.K.’nun 21.01.2004 gün ve 2004/8 - 15 - 7 ve 12/05/2004 gün ve 2004/8 - 242 - 292 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1957 yılında 5602 sayılı Tapulama Kanunu yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 sayılı Kadastro Kanununun uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Kanunların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilân edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır.
Bir diğer anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 sayılı Yasanın madde 46/3).
Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir.
Bu uygulama, 3402 sayılı Kadastro Kanunun yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra ise anılan Kanunun 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 5602 sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır.
1988 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir.
Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır.
Her ne kadar, bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar ve ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacı tarafından 30 - 40 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez.
Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf, taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır.
6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesi gereğince, "Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır." zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir.
Yine, H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8 - 964 - 751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 - 183 - 187, 2004/8 - 15 - 7, 2004/8 - 242 - 292 ve 20. H.D.’nin 2008/20 - 214 - 241 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle; davaya konu taşınmazın öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Zilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi, dava konusu taşınmaz 6831 sayılı Kanunun 05.11.2003 gün ve 4999 sayılı Kanun ile değişik 7. maddesi gereğince "herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman" olması nedeniyle yeniden orman sınırları içine de alınabilir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle taşınmazın (A) bölümüne ilişkin olarak kabul yolunda hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2012/12974, K. 2013/5420, 13 Mayıs 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama