KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2012/4414 E., 2012/11317 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2012
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.435 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılardan ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar, ... Köyü 117 ada 2384 ve 2387 parsel sayılı taşınmazların orman niteliğiyle Hazine adına tapuya kayıtlı olduğunu, ancak; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin yararlarına oluştuğu ve orman sayılmayan yerlerden oldukları iddiasıyla tapu kaydının iptali ile çekişmeli bölümlerin adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece, askı ilânından sonra açılan davanın tapu kaydına dayalı olarak açılmadığından REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacılardan ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesi gereğince kadastrodan önceki sebeplere dayalı olarak 10 yıl içinde açılan tapu kaydının iptali ve tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı içinde bırakılmıştır.
Taşınmazların bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 29.03.2005 tarihinde yapılmış ve sonuçları 27.09.2005 - 27.10.2005 tarihleri arasında ilân edilmiş ve kesinleşmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanunda ve diğer kanunlarda 3402 sayılı Kanunun 4.maddesine göre yapılacak kadastro tespitlerinde, zilyetliğe ve vergi kaydına dayalı olarak açılan davaların 30 günlük askı ilân süresi ile sınırlı olduğuna ve 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmasının olanaklı olmadığına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığından, sınırlayıcı hüküm bulunmadan kişinin anayasal mülkiyet hakkının özüne dokunur şekilde dava açma süresinin kadastro tutanaklarının askı ilânına çıkarılmasından itibaren 30 günlük süre ile sınırlandırılması ve bir yerin orman olmadığı bilimsel olarak saptansa dahi, hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına imkan vermeyecek 30 günlük hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesi ile mülkiyet hakkının elinden alınması doğru olmayacaktır.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 2003 yılında 3402 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince yapılan orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması yapıldığı ve çekişmeli 117 ada 2384 ve 2387 parsel sayılı taşınmazlara kadastro tutanağı düzenlenerek orman vasfıyla Hazine adına tespit edildikleri anlaşılmaktadır.
Çekişmeli taşınmazların kadastro tutanağı 27.09.2005 - 27.10.2005 tarihleri arasında askı ilânına çıkarılmış, 30 günlük süre içinde itiraz olmadığından tutanak kesinleşerek 28.10.2005 tarihinde orman niteliği ile Hazine adına tescil edilmişlerdir.
Taşınmazların kadastrosunun 3402 sayılı Kanuna göre yapılması, kadastro kanununda, bu kanuna göre yapılan kadastro tespitlerinde 3402 sayılı Kadastro Kanunundaki usul ve esasların uygulanacağının belirtilmesi, zilyetliğe dayalı olarak kadastrodan önceki nedenlerle açılan davalarda 30 günlük hak düşürücü sürenin uygulanıp, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.
maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmamasının kanuna, Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve hukukun genel ilkelerine aykırı olması yanında; ilgili kanunun bir maddesinin uygulanıp, diğer bir maddesinin uygulanmaması şeklinde yapılan bir uygulama ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinin yok farz edilmesi mümkün değildir.
Tesbit işlemi hangi kanuna göre yapılıp kesinleşmişse, iptalinde de aynı kanun hükümlerinin uygulanmasının gerekmesine göre, davacının 30 günlük askı ilân süresinin bitiminden sonra başlayan 10 yıllık hak düşürücü süre içinde gerek tapulu ve gerekse tapusuz taşınmazlar yönünden ayrım yapılmaksızın dava açabileceğinden ( HGK'nun 11/11/2006 gün ve 2006/20 - 619 - 615 sayılı kararı), mahkemece, işin esası incelenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken aksi düşünce ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2012/4414, K. 2012/11317, 8 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama