Davacı ..., 20.10.2010 tarihli dilekçeyle, davalı ... adına tapuda kayıtlı olan ... köyü, 103 ada 440 sayılı parselin, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilecek yerlerden olmadığını, davalı yararına zilyetlikle edinme koşullarının oluşmadığını ancak, genel kadastroda davalı gerçek kişi adına tesbitinin itirazsız kesinleştiğini ileri sürerek, davalı adına oluşan tapu kaydının iptali ve Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, çekişmeli parselin tapu kaydının iptaline ve Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı gerçek kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre, dava; kadastro sonucu davalı adına oluşan parselin tapu kaydının iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 5304 sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Yasanın 4/3. maddesine göre yapılıp, tesbit tarihinden önce kesinleşmiş; 25.04.2008 tarihinde yapılan genel arazi kadastrosunda ... köyü, 103 ada 440 parsel sayılı 2941,37 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, narenciye bahçesi niteliğiyle ... adına tesbit edilip 24.04.2008 tarihinde tapuya kayıt edilmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve 5304 sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Yasanın 4/3 maddesine göre yapılan orman tahdidi, eski ve yeni tarihli memleket haritaları, amenajman planı ve hava fotoğraflarının uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla, çekişmeli parselin orman kadastrosu sınırları dışında orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmiş ise de öncesinin makilik yerlerden olduğu, 1990 yılı memleket haritasında dahi imar ve ihya edilmemiş çalılık niteliğinde görüldüğü, 01.10.2010 tarihinde yapılan keşiften 12 - 14 yıl önce imar ve ihya edildiği,
bu tarihten, kadastro tesbit tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımıyla ilgili zilyetlik süresinin dolmadığı, dolayısıyla taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığı belirlenerek, Hazinenin davasının kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı gerçek kişinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince davalıdan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine,
duruşmada kendini avukat ile temsil ettiren Hazine yararına, davalı taraf aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesine yerolmadığına 26/06/2012 günü oybirliği ile karar verildi.