KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2013/735 E., 2013/5152 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Mayıs 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
891 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki orman kadastrosuna itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu Pervari, Palamutlu Köyü 102 ada 1 parsel sayılı taşınmaz 5304 sayılı Kanunla değişik 3402 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca orman olarak sınırlandırılmış ve aynı Kanunun 18. maddesi uyarınca orman niteliği ile Maliye Hazinesi adına 04.04.2008 tarihinde tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın ormanla ilgisi olmadığını, 70 yılı aşkın zilyetlikleri bulunan fıstıklık ve tarla olduğunu, ancak orman olarak tespit edildiğini, bu yüzden tapu kaydının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya kapsamından, niza konusu parselin tespitinin 5304 sayılı Kanunla değişik 3402 sayılı Kanun’un 4. maddesine göre yapıldığı tartışmasızdır. Davacı, tespitten önceki sebebe dayanarak iptal ve tescil talebinde bulunmuştur. Tutanağın kesinleştiği tarihten itibaren; davanın açıldığı 18.03.2009 tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık sukutu hak süresi geçmemiştir. Yani dava, hak düşürücü süre geçmeden açılmıştır.
Davacının sulh hukuk mahkemesine açtığı dava, değer nedeniyle görevsizlik kararı verilerek asliye hukuk mahkemesine gönderilmiş, bu mahkemece de dava konusu yerin orman niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin karar verilmiştir.
Sayın çoğunlukça, dava konusu yerin orman olduğu ve 6831 sayılı Kanunun 11/1. maddesi uyarınca ancak tapu kaydına dayanılarak 10 yıl süreyle kesinleşen orman kadastrosunun iptali için dava açılabileceğinden; davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığı ve kişinin dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle karar onanmıştır.
3402 Kanun hükümlerine göre yapılan tespitlerde dava hak ve sürelerinin de aynı Kanunun, 12/3. maddesi uyarınca belirlenmesi gerektiği, bu halde 3373 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 11. maddesi hükümlerinin uygulama alanı bulunmadığı; her iki kanun maddelerinde öngörülen dava haklarının kişilerin dava hakkını kısıtlayıcı şekilde dar yorumlanmasının evrensel hukuk anlayışı ile bağdaşmadığını düşündüğümden sayın çoğunluğun kişinin dava açma hakkı bulunmadığı yöndeki gerekçesine katılamıyorum.
Mahkemece memleket haritası ve hava fotoğrafları gözetilerek usulüne uygun yapılan araştırma ve inceleme sonucu dava konusu yerin orman toprağı olduğu ve orman parseli ile bütünlük arz etmesinden dolayı orman olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetli olduğundan kararın bu gerekçe ile onanması gerektiği kanaatindeyim.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2013/735, K. 2013/5152, 7 Mayıs 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama