KÜNYE
20. Hukuk Dairesi 2016/1904 E., 2017/7520 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Ekim 2017
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
329 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar - karşı davacılar ve davacı - karşı davalı Orman Yönetimi vekilleri tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı Orman Yönetimi vekili, 16/10/2014 havale tarihli dava dilekçesi ile; davalılar adına kayıtlı olan ... ili, ... ilçesi, ...
1593 sayılı, 1795 m² yüzölçümlü parselin kesinleşen orman sınırı içinde kaldığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilmesi istemiyle dava açmış, davalılar - karşı davacılar gerçek kişiler vekili de 06/11/2014 tarihli karşı dava dilekçesi ile tapu iptali isteminin reddine; kabulüne karar verilmesi halinde ise taşınmazın değeri olarak şimdilik 10.000.-TL tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece, kısa kararda asıl ve karşı davanın kabulüne;
gerekçeli kararda ise asıl davanın kabulü ile ... ili, ... ilçesi, ...ü 1593 sayılı taşınmazın davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile eylemli orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline;
Karşı davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, hüküm davalılar - karşı davacılar gerçek kişiler ile davacı - karşı davalı Orman Yönetimi vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp 1947 yılında keşinleşen orman kadastrosu, 22/07/1987 tarihinde ilân edilip kesinleşen, evvelce sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosu ve sınırlaması yapılmış ormanlarda aplikasyon ve 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B madde uygulaması, 1969 yılında kesinleşen arazi kadastrosu vardır.
Dava, tapu iptali tescil ve buna karşılık olarak açılan TMK'nın 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece kısa kararda asıl ve karşı davanın kabulüne, gerekçeli kararda asıl davanın kabulüne, karşı davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Kısa karar ile gerekçeli kararın farklı olması, 10/04/1992 tarih 91/7-92/4 sayılı İBBGK kararına göre mutlak bozma nedenidir. Bu nedenle; yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/1904, K. 2017/7520, 10 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama