KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2017/10976 E., 2018/7751 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Kasım 2018
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.736 kelime·9 dk okuma·2 bölüm
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı gerçek kişi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
(M)
KARŞI OY
Davacı ... Yönetimi tapuda davalı adına kayıtlı Taşpınar mahallesi 258 parsel nolu taşınmazın bir kısmının kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığını ileri sürerek, sözkonusu kısmın tapusunun iptali ile taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, mahkemece orman kadastro tutanakları ile orman kadastro haritasında çelişki olduğu, çelişki halinde haritanın dayanağını oluşturan tutanakların ve tutanak içeriklerinin esas alınması gerektiği, tutanak içeriklerine uygun olmayan hatalı haritanın uygulamaya esas alınmasının hak kaybı ve mağduriyete sebebiyet vereceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm Dairemizin, 2014/2399 -5235 E.K. sayılı kararıyla onanmıştır.
Karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 2014/6251 - 2015/5876 E.K. sayılı kararıyla Standart Topografik Kadastro Haritası ile orman kadastro haritasının uyumlu olduğu, bu haliyle orman kadastro tutanakları ile orman kadastro haritası arasında çelişki bulunmadığı gerekçesiyle maddi hataya dayalı olarak hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “maddi hata” kavramının irdelenmesinde yarar vardır:
Maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder (Dr. Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, Birinci Baskı 1976, sayfa:208).
Burada belirtilen maddi yanılgı kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Bilindiği üzere mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 459. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 304. maddesi uyarınca, iki tarafın isim, sıfat ve neticei taleplerine ilişkin maddi hatalar ve esas hükümde hesap hataları yapılmış ise mahkeme bu hataları düzeltebilir.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında da, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin gözardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır.
O nedenledir ki; Yargıtay, bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir.
Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2002 gün ve 2002/10-895 E., 2002/838 K.; 02.07.2003 gün ve 2003/21-425 E. 2003/441 K.; 13.04.2011 gün ve 2011/9-101 E., 2011/128 K. sayılı kararlarında da; maddi yanılgıya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı, hatalı biçimde hak sahibi olmanın evrensel hukukun temel ilkelerine ters düşeceği, maddi gerçeğin her zaman önde geleceği kabul edilmiş, maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş bulunan onama ve bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmanın evrensel hukukun temel ilkelerini ihlal edeceği ve karşı taraf yararına sonuç doğurmasının olanaklı olmadığı belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında eldeki davaya konu olay incelendiğinde, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede genel arazi kadstrosunun 1951 yılında yapıldığı, taşınmazın 19.400 m2 yüzölçümü ile tespit edilerek çapa bağlandığı ve kadastro tespitinin kesinleşmesi üzerine 258 parsel numarası ile tapuya tescil edildiği, bilahare yörede 18 numaralı Orman Kadastro Komisyonu tarafından orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması uygulaması çalışmalarına başlandığı ve bu çalışmaların sonuçlandırılarak 16.10.1990 tarihinde ilân edildiği,
daha sonra 3402 sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca yapılan düzeltme çalışmalarında taşınmazın geomterik durumu değiştirilmeden yüzölçümünün 18.233 m2 olarak düzeltildiği ve halen bu şekilde tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Dosya arasında bulunan Ankara Kadastro Müdürlüğünün 06/02/2013 tarihli yazısında çekişmeli taşınmaza ilişkin yukarıda bahsedilen tüm işlemlere ait tüm bilgi ve belgeler mahkemeye gönderilmiş olup, Kadastro Müdürlüğünde kesinleşmiş kadastro paftası dışında geçerli bir Standart Topografik Kadastro Haritasına rastlanılmadığı bildirilmiştir.
Orman kadastrosu çalışma tutanaklarında ise çekişmeli taşınmaz hakkında yapılan işlem “... ağaç kazık üzerine 90 nolu OS tesis edildi. Buradan orman sınır hattının parsel sınırlarına aynen uyularak sağ taraf Devlet ormanı, sol taraf 257 ve 258 nolu tapulama parselleri sınırlarını takiple bu ormanın sınırlandırılmasında başlangıç nokta olan 77 nolu OS noktasına gelerek bu poligon kapatıldı” şeklinde ifade edilmiştir.
Bilindiği üzere 2 Eylül 1986 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosu ve Aynı Kanunun 2/B maddesinin uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49.
maddesi “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha
çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmünü içermekte olup 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yazılı esaslarda da gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verilerek uygulama yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Bu durumda, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ilişkin orman kadastro tutanakları esas alınarak yapılan uygulamada, 77 ve 90 nolu OS’lere göre çekişmeli 258 parsel sayılı taşınmazın da içinde bulunduğu gerçek kişilere ait taşınmazların 1951 yılında yapılıp ilan edilerek kesinleşen ve çapa bağlanarak tapuya tescil edilen parsel sınırları takip edilerek orman sınırının belirlendiği ve ilan edilerek bu şekilde kesinleştiği gözönünde bulundurulduğunda, çekişmeli taşınmazın orman kadastro tutanaklarındaki ifadeler ve uygulama doğrultusunda orman tahdidi dışında kalan yerlerden olduğu duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıktır.
Kaldı ki, mahkemece hükme esas alınan 16/06/2016 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da, orman kadastro haritası ile orman kadastro tutanağındaki çelişki dikkate alınıp orman kadastro tutanağındaki tarifler esas alınarak inceleme yapıldığında, taşınmazın 6831 sayılı Kanun kapsamında orman sayılmayan yerlerden olduğu kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Sonuç olarak; açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Dairece karar düzeltme incelemesi sonucu maddi hataya dayalı olarak taşınmazın kısmen orman sınırları içerisinde bulunduğuna dair bozma kararı verilmiş olup maddi hata sonucu taşınmazın kısmen orman sınırları içerisinde bulunduğuna dair Dairemizce verilen bozma ilamına uyulmasının usulü kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturacağı ve davacı ... Yönetimi lehine usulü kazanılmış hak teşkil etmeyeceği kanaatindeyim.
Yukarıda açıklanan düşünce ve kanaatim nedeniyle mahkeme kararının bozulması gerektiği gerekçesiyle sayın çoğunluğun “mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğu gerekçesiyle hükmün onanması gerektiği" yönündeki görüşüne katılmıyorum.
... · Yargıtay 20. Hukuk Dairesi Başkanı
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2017/10976, K. 2018/7751, 30 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama