KÜNYE
20. Hukuk Dairesi 2017/7685 E., 2020/864 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Şubat 2020
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
Karar Metni
706 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin ... ili, ... ilçesi, ... köyü 302 sayılı parselin sahibi iken tapusunun ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla orman olduğu gerekçesi ile iptal edildiğini, tapuya güven ilkesi gereğince tapusunun iptal edilmesinden Hazinenin sorumlu olduğunu bildirerek taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesine yönelik tazminat talebinde bulunmuştur.
Mahkemece davacının talebinin kabulüne ve 149.691,40 TL'nin davacıya ödenmesine karar verilmiş, bu karar davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, bu kararın davalı Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Dairemize gelmiş ve sayın çoğunluk tarafından TMK'nın 1007. madde şartları oluştuğu gerekçesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin kararı onanmıştır.
Dava TMK'nın 1007. maddesinde düzenlenen tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan tazminat davasıdır.
Dosyada yer alan bilgilere göre dava konusu yerin tapu kaydı üzerine 04.05.1995 tarihinde “kısmen 2/B alanı içinde kalmaktadır” şerhinin konulduğu, 28.12.2010 tarihinde ise; “ 2623 metrekaresi 2/B alanında kalır” şeklinde şerhlerin konulduğu, davacının bu yeri mevcut şerhleri bilerek 15.06.2012 tarihinde satın aldığı, satış akit tablosunda bu şerhlerin varlığının yer aldığı, buna rağmen şerhleri bilerek davacının dava konusu taşınmazı satın aldığı hususu sabittir.
TMK 1007. maddede yer alan “Devletin sorumluluğunun oluşabilmesi için; tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir eylem veya işleminin olması, bu eylem veya işlem sonucunda bir zararın doğmuş olması, eylem veya işlem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir.
Tazminat sorumluluğu ilkeleri incelendiğinde tapunun üçüncü kişilere yönelik şerhi tapuya işleyerek üçüncü kişiler açısından üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği, bu nedenle tapunun satın alan kişilere yönelik hukuka aykırı bir eyleminin olmadığı gibi davacı üçüncü kişi satın aldığı taşınmazın bir kısmının öncesinin orman alanı olduğunu ve 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi gereğince orman alanı dışına çıkarılan yer olduğunu bilerek bu taşınmazı satın almak suretiyle zararın meydana gelmesinde ağır kusurlu olduğu ve bu ağır kusurun illiyet bağını kestiği,
yine tapu müdürlüğünün taşınmazın kaydına gerekli şerhleri işlediği ve bu nedenle satın alan kişiyi yanıltan hukuka aykırı bir eyleminin olmadığı kanaatinde olduğumdan davacı üçüncü kişinin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir tazminat alamayacağı, bu nedenle kararın bozulması gerektiği kanaatindeyim. Dairemizin yerleşik kararları da bu doğrultudadır.
Bu nedenlerle sayın çoğunluğun TMK'nın 1007. maddesi gereğince tazminat verilmesine yönelik bölge adliye mahkemesi kararının onanması kararına muhalif kalıyorum.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2017/7685, K. 2020/864, 19 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama