KÜNYE
20. Hukuk Dairesi 2019/918 E., 2019/3369 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Mayıs 2019
Karar Metni
1.659 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
........
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili ile davacılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Dava dilekçesinde; davacılar, davaya konu ve kat mülkiyetine tabi anataşınmazda davacı ve davalı arsa paylarının hatalı tespit edildiği belirtilerek arsa paylarının yeniden düzenlenmesi istenilmiştir.
..... Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne, 14/03/2013 günlü rapor ve 24/04/2013 günlü ek rapora birlikte itibarla .... 12 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan kat irtifakındaki payların 1 nolu bağımsız bölüm için 4/123, 2 nolu bağımsız bölüm için 15/123, 3 nolu bağımsız bölüm için 20/123. 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13 nolu bağımsız bölümler için ayrı ayrı 8/123.
14 nolu bağımsız bölüm için 4/123 olarak belirlenmesine karar verilmiş, hükmün bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2014/21134 Esas - 2015/11355 Karar sayılı ilamıyla "...Somut olayda dava konusu taşınmazda 1990 yılında kat mülkiyeti kurulduğu,
kat mülkiyetine geçiş tarihi olan 1990 tarihinde bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı gibi dava konusu taşınmazda 1990 yılında kat mülkiyeti kurulduğu dikkate alındığında aradan geçen süre zarfında taşınmazda arsa paylarına herhangi bir itiraz olmadığı,
bağımsız bölümlerin, kat mülkiyetinin kurulduğu tarihteki değerlerinin yukarıda açıklanan unsurları ve bu belirlemeye göre tapu sicilinde kayıtlı arsa paylarında düzeltilmesi gereken bir yanlışlık olduğu konusunda mahkemece herhangi bir değerlendirme ve gerekçe içermeyen soyut ve genel ifadeli bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.“ denilerek kararın bozulmasına hükmedilmiş olup davacı ... ve arkadaşları tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla Dairece 2017/1556 Esas - 2017/4375 Karar sayılı ilamıyla “6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK'nın 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirine
uymayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE ..." karar verilmiştir.
Mahkemece Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2014/21134-11355 E.K. sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama neticesinde; arsa payının değiştirilmesini gerektiren orantısızlığı gösteren somut ve haklı nedenler ortaya konulamamakla davanın reddine karar verilmiş, hüküm bir kısım davalılar vekili tarafından vekalet ücretine yönelik, davacılar vekili tarafından ise esasa yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Dava, arsa paylarının düzeltilmesi istemine ilişkindir.
1-Davacılar vekilinin temyiz itirazları yöününden; mahkemece bozmaya uyulmuş olmakla ve bozma ilamında, arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı bu hususta mahkemece gerekçe içermeyen karar gereği, denilmekle mahkemenin bozma ilamı sonrası ise gerekçesinde bu konuda arsa paylarının değiştirilmesini gerektiren orantısızlık nedenlerinin ortaya konulmadığı gerekçesine dayanılarak karar verilmiş olduğu anlaşıldığından mahkemece yazılı şekilde karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
........
2- Bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazları yönünden;
6100 sayılı HMK'nın geçici 3. madde 1. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
2. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.
3. fıkrasına göre; bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.
Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesinde; ....... 13/09/2018 tarihli ......sayılı kararı her ne kadar tebliğden itibaren 2 hafta içinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmışsa da aynı mahkemece daha önce 22/11/2013 tarihli 2012/573 E. - 2013/1989 K. sayılı kararı sayılı kararın Yargıtay 18. Hukuk Dairesince incelenerek 2014/21134 E. - 2015/11355 K. sayılı kararıyla bozulmasına karar verildiği görülmekle.
6100 sayılı HMK'nın geçici 3/2. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemelerinin görevli olmadığı ve 1086 sayılı HUMK'nın uygulanması gerektiğinden ilgili kararın istinaf yoluna değil temyiz yoluna tabi olduğu tespit edilmiştir........ sayılı kararı, bir kısım davalılar vekiline 22.11.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, ancak yasal 8 günlük süreden sonra 06.12.2018 tarihinde karar temyiz edilmiştir.
Bu durumda HUMK'nın 437. maddesi hükmünde öngörülen 8 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğundan, 1.6.1990 gün ve 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Mahkemece verilen kararda, dosyanın daha önce Yargıtay incelemesinden geçip bozulmuş olması nedeniyle 8 gün içinde temyize tabi olmasına rağmen, kısa ve gerekçeli kararda yasa yolu olarak “istinaf yasa yolu açık olmak üzere iki hafta” olarak belirtilmiştir. Bu -4- ......
karar, bir kısım davalılar vekiline 22.11.2018 tarihinde tebliğ edilmiş,bir kısım davalılar vekili bu kararı 8 gün geçtikten sonra ancak mahkemenin kararında belirttiği süre olan iki hafta dolmadan temyiz etmiştir.
Buradaki ihtilaf; esasen temyize tabi bir kararın, mahkemece yanlış değerlendirme yapılarak istinafa tabi olduğunun kararda bildirilmesi ve bir kısım davalılar vekilinin de mahkeme kararında belirtilen kanun yoluna belirtilen süre içinde istinaf başvurusu yapmış olması nedeniyle bu başvurunun süresinde ve usulüne uygun olup olmadığından kaynaklanmaktadır.
Anayasanın 40. maddesinde “(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” Hükmü yer almaktadır.
Yine, 6100 sayılı HMK'nın “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinin “ç” bendinde; “Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresinin” kararda yer alması gerektiği belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemeside kararlarında, kanun yollarına başvuruyu adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmektedir.
Yukarıda da belirtildiği üzere bir kararın istinafa veya temyize tabi olup olmadığını belirleme görevi hâkime verilmiştir. Hâkim, hükmünün hangi kanun yoluna tabi olduğunu ve süresini kararında doğru olarak belirtmek zorundadır.
Bir hükmün hangi kanun yoluna tabi olduğunu belirlemek hukuki bir muhakemeyi gerektirmektedir. Nitekim bu konuda zaman zaman Yargıtay ile Bölge Adliye Mahkemeleri ya da ilk derece mahkemeleri arasında da görüş ayrılıkları olmaktadır.
Olayımızda verilen hüküm esasında istinafa tabi bir hükümdür. Ancak daha önce dosya Yargıtay’a gelip bozulduğu için yerel mahkemece verilen karar doğrudan Yargıtay’a gönderilmesi gerekmektedir. Mahkemece bu husus yanlış muhakeme edilerek istinafa tabi olduğu kararına varılmıştır. Mahkemenin dahi yanlış bir değerlendirme yaptığı bir konuda hukuk eğitimi almamış kişilerin kararda yazanın aksine doğru bir değerlendirme yapmasını beklemek hakkaniyete uygun düşmeyeceği gibi, mahkemenin kararında bildirdiği kanun yoluna başvuran tarafın başvurusunu hak kaybına yol açacak şekilde aleyhine değerlendirip kanun yoluna müracaatını engelleyecek biçimde yorumlamak adil yargılanma hakkının da ihlali niteliğindedir.
Kanun yolu süresinin yanlış bildirilmesinden farklı olarak kanun yolunun yanlış yazılmış olması, bu hususun tespitinin bir hukuki muhakemeyi gerektirmesi nedeniyle kanun yoluna başvuran kişinin aleyhine değerlendirilemeyeceği ve adil yargılama ilkesine aykırılık teşkil edeceği, bu nedenlerle yapılan kanun yolu başvurusunun süresinde olduğu kanaatinde olduğumdan temyiz süresinin geçirildiğine dair çoğunluk görüşüne katılmayarak temyiz incelemesinin yapılması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. Üye ...
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2019/918, K. 2019/3369, 13 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama