KÜNYE
20. Hukuk Dairesi 2020/1088 E., 2020/1486 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Haziran 2020
Karar Metni
1.503 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki müdahalenin önlenmesi ve fırın bacasının anataşınmaz bacasına bağlantısının kaldırılması davasından dolayı yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 22/04/2019 gün ve 2018/5942 E. - 2019/2836 K. sayılı ilâmıyla temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiş, süresi içinde davalı..... tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Dava dilekçesinde, daval...... ait olan taşınmazda işleten ve kiracı olarak bulunan ..... bu bağımsız bölümde etli pide üretimi yapan iş yeri çalıştırdığını, etli pide imalatı yapabilmek için fırın çalıştırdığını, fırının bacasını da mimari projede gösterilen ve halen evde olan bacaya verdiğini, yüksek ısınmaya sebep olan ve her an yangın tehlikesi bulunması karşısında fırın bacasının ana binaya ait soba bacalarından çıkartılmak suretiyle mevcut fırının izoleli olmamasından bağımsız bölümlerine alttan yüksek ısı vermek suretiyle fazla ısınma sağlayarak dairelerine zarar verdiklerinden vaki müdahalelerin men'ine karar verilmesi istenilmiştir.
........ 2014/4 E. - 2015/25 K. ve 20/02/2015 tarihli kararı ile davanın kabulüne fırın bacasının bina dışından çatıya kadar çıkartılmasına karar verilmiş, davacılar vekilinin hükmü temyizi üzerine, Dairemizin 2017/1959 E. - 2017/5062 K. sayılı kararı ile. “6100 sayılı HMK'nın "Taleple Bağlılık İlkesi" başlıklı 26. maddesine göre hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.
Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hakimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır. Mahkemece davacı tarafın talebini aşar şekilde tüm kat maliklerinin onayının alınmasını gerektirecek bir hususta karar verilmesi isabetsizdir. Mahkemece tesis edilen bacanın projede olmadığı anlaşılmaktadır. Mimari projede yer almayan bir tesis ancak kat malikleri kurulunun oy birliğiyle alacakları bir karar ile yapılabilir.
Takdiri kat maliklerine ait olan bir keyfiyetin hakim tarafından karara bağlaması ve projede yer almayan bacanın yaptırılması usul ve kanuna aykırıdır.
Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda, proje değişikliği gerektiren bir tadilata gidilmeden anagayrimenkulün diğer maliklerini rahatsız ettiği sabit olan 1 nolu bağımsız bölüme ait bacanın oluşturduğu olumsuzlukların giderilmesini sağlayacak önlemler belirlenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde açılan davanın kabulü ile, davalı......... kullanımında olan 1 nolu bağımsız bölümdeki yüksek ısılı fırın bacasının 19/12/2014 tarihli bilirkişiler .......aporda açıklandığı üzere hali hazırda bina içinde bulunan mevcut baca ile irtibatının kesilerek davalının bu şekildeki müdahalesinin men'i ile fırın bacasının taşınmaz bacasına bağlantısının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Hükmün davalı......... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 2018/5942 E.- 2019/2836 K. sayılı ilamı ile, “......10.07.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, ancak yasal 8 günlük süreden sonra 23.07.2018 tarihinde karar temyiz edilmiştir. Bu durumda HUMK'nın 437. maddesi hükmünde öngörülen 8 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğundan, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca temyiz isteminin süreden reddine” karar verilmiştir.
Daval........tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
6100 sayılı HMK'nın geçici 3. madde 1. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
2. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.
3. fıkrasına göre; bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.
Aynı maddenin (2) fıkrası gereğince de; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır ve 1086 sayılı HUMK'nın 437. maddesinde sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gündür.
Dava dosyasının incelenmesinden; ilk derece mahkemesi gerekçeli kararda kanun yoluna başvuru süresinin 2 hafta olarak belirtildiği, davalının belirtilen bu süreye göre kanun yoluna başvuru dilekçesini sunduğu anlaşılmıştır.
Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin "ç" bendi uyarınca da hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi bir zorunluluktur. Kanun koyucu, Devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır.
Anayasa Mahkemesi de birçok kararında başvurucuların gerekçeli kararda belirtilen süreye güvenerek hareket etmesinin makul görülebileceğini, mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü dikkate alındığında, temyiz süresinin mahkeme kararında farklı belirtilmiş olması karşısında, kanunda belirtilen süre olduğunu kabul ederek dilekçenin reddine karar veren değerlendirmelerin mevzuat hükümleri çerçevesinde ve öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceğini,
yapılan yorumun başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırı şekilci bir yaklaşımla elde edildiğini ve bu açıdan kararın başvurucuların mahkemeye erişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşarak, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin 2014/819 başvuru numaralı ve 09.06.2016 tarihli -29757 sayılı ve 29.06.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan- kararı).
Somut olayda; ilk derece mahkemesince gerekçeli kararda temyiz süresi kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta olarak açıklanmıştır. Gerekçeli karar davalıya10/07/2018 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı ise 23.07.2018 tarihinde, gerekçeli kararda bildirilen 2 haftalık süre içinde karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Belirtilen sebeple adil yargılanma hakkı, adalete erişim hakkının zedelenmemesi gözönünde bulundurularak davalının kararın düzeltilmesi isteminin kabulü ile temyiz dilekçesinin süresinde olduğuna karar verilerek davalının temyiz sebeplerinin incelenmesinde:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre; dava müdahalenin önlenmesi ve fırın bacasının anataşınmaz bacasına bağlantısının kaldırılması istemine ilişkin olup, projede anataşınmaz bacasına fırın baca bağlantısının bulunmadığı gibi yapılan baca bağlantısının diğer kat maliklerine zarar verdiği anlaşılmakla, mahkemece müdahalesinin men’i ile fırın bacasının taşınmaz bacasına bağlantısının kaldırılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2020/1088, K. 2020/1486, 2 Haziran 2020 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama