KÜNYE
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2020/1450 E., 2020/1726 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Haziran 2020
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.582 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki arsa payının düzeltilmesi davasından dolayı yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairenin 23/09/2019 gün ve 2019/2854 E.-2019/5064 K. sayılı kararıyla temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiş, davacılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Dava dilekçesinde, ..., ..., 1. ... mah. 160 ada, 67 parsel sayısında kayıtlı gayrimenkuldeki irtifak sahibi paydaşlara ait arsa paylarının düzeltilip Kat Mülkiyeti Kanunun 3. maddesine uygun hale getirilmesi istenilmiştir.
Mahkemece 05/02/2015 gün ve 2013/651 E. - 2015/67 K. sayılı davanın kabulüne ilişkin verilen kararın bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine kararın Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2015/8973 E. - 2016/5342 K. sayılı kararıyla.
“Somut olayda dava konusu taşınmazda 27.01.1989 olan kat irtifakına geçiş tarihinde bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı ve kat irtifakının kurulduğu tarihteki değerlerinin yukarıda açıklanan unsurları ve bu belirlemeye göre tapu sicilinde kayıtlı arsa paylarında düzeltilmesi gereken bir yanlışlık olduğu bilirkişi kurulunca açıkca saptanmadığı gibi kat irtifakının kurulduğu tarihten bu yana geçen uzun süre içerisinde arsa paylarına herhangi bir itiraz da ileri sürülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle herhangi bir değerlendirme ve gerekçe içermeyen soyut ve genel ifadeli bilirkişi raporu esas alınarak arsa payı düzeltilmesine karar verilmesi doğru görülmediğinden” bozulmasına karar verilmiş, kararın düzeltilmesi isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 23/09/2019 gün ve 2019/2854 E- 2019/5064 K. sayılı ilamı ile, “İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesince 05/02/2015 tarihli 2018/151 E. - 2018/894 K. sayılı kararı, davacı ... ve diğerleri vekili olarak aynı zamanda asil olarak da davacı olan ...’a 06/03/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, ancak yasal 8 günlük süreden sonra 18/03/2019 tarihinde karar temyiz edilmiştir.
Her ne kadar, gerekçeli karar davacı vekiline ikinci kez tebliğinden sonra sunulan temyiz dilekçesi 8 günlük yasal süre içerisinde ise de kural olarak; aynı ilâm davanın taraflarına veya vekillerine birden fazla tebliğ edilemez.
Davanın taraflarına veya yasal temsilcilerine, davada vekille temsil ediliyorlarsa vekillerine ilk kez yapılan birinci tebligatın 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve tüzüğü hükümlerine göre geçersizliği ileri sürülmedikçe veya kanıtlanmadıkça bu tebligat geçerli sayılır. Mahkemece sehven ikinci kez yapılan tebligat hükümsüz olup ilgili tarafa usûlî veya kanunî bir hak bahşetmez. İlk yapılan tebliğ ile mahkemenin gerekçeli kararına muttali olunmuştur.
Bu durumda HUMK'nın 437. maddesi hükmünde öngörülen 8 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğundan, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca temyiz isteminin süreden reddine” karar verilmiştir.
Davacılar vekili kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur. Dava dosyasının incelenmesinden; ilk derece mahkemesince kısa ve gerekçeli kararda kanun yoluna başvuru süresinin 2 hafta olarak belirtildiği, davacı vekilinin belirtilen bu süreye göre kanun yoluna başvuru dilekçesini sunduğu anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın geçici 3. madde 1. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
2. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.
3. fıkrasına göre; bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.
Aynı maddenin (2) fıkrası gereğince de; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır ve 1086 sayılı HUMK'nın 437. maddesinde sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gündür.
Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin "ç" bendi uyarınca da hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi bir zorunluluktur. Kanun koyucu, Devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır.
Anayasa Mahkemesi de birçok kararında başvurucuların gerekçeli kararda belirtilen süreye güvenerek hareket etmesinin makul görülebileceğini, mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü dikkate alındığında, temyiz süresinin mahkeme kararında farklı belirtilmiş olması karşısında, kanunda belirtilen süre olduğunu kabul ederek dilekçenin reddine karar veren değerlendirmelerin mevzuat hükümleri çerçevesinde ve öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceğini,
yapılan yorumun başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırı şekilci bir yaklaşımla elde edildiğini ve bu açıdan kararın başvurucuların mahkemeye erişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşarak, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin 2014/819 başvuru numaralı ve 09.06.2016 tarihli (29757 sayılı ve 29.06.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan) kararı).
Somut olayda; ilk derece mahkemesince kısa ve gerekçeli kararda temyiz süresi kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta olarak açıklanmıştır. Gerekçeli karar davacı ... ve diğerleri vekili olarak aynı zamanda asil olarak da davacı olan ...’a 06/03/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, ancak yasal 8 günlük süreden sonra 18/03/2019 tarihinde karar temyiz edilmiştir. Belirtilen sebeple adil yargılanma hakkı, adalete erişim hakkının zedelenmemesi gözönünde bulundurularak davacı vekilinin kararın düzeltilmesi isteminin kabulü ile temyiz dilekçesinin süresinde olduğuna karar verilerek davacı vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre; dava arsa paylarının yeniden düzenlenmesi istemine ilişkin olup, 27.01.1989 olan kat irtifakına geçiş tarihinde bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı gibi, kat irtifakının kurulduğu tarihten bu yana geçen uzun süre içerisinde arsa
paylarına karşı bir itiraz da ileri sürülmediği, sonradan ortaya çıkan gelişme ve değişmelerin ise değerlendirmeye alınamayacağı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2020/1450, K. 2020/1726, 9 Haziran 2020 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama