KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2008/9700 E., 2009/6840 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Mayıs 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Karar Metni
468 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı, yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
Dava, davacının 1479 sayılı Yasa’ya tabi ... sigortalılık süresi yeterli olduğundan yaşlılık aylığını hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının,29.1.1981 tarihli giriş bildirgesine istinaden, oda kaydına göre 24.7.1977 tarihi itibariyle ... sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, Kurumun 21.1.2002 tarihli işlemiyle sigortalılığının 20.4.1982 tarihi itibariyle sona erdirildiği, davacının 27.4.1977-8.2.1985 tarihleri arasında oda kaydının bulunduğu , vergi ve sicil kaydının bulunmadığı, 12.5.2003 tarihli hesap ekstresine göre 5.2.1981 tarihinde pirim ödemesine başladığı, 1998, 1999 ve 2000 yıllarında yaptığı prim ödemelerine göre 874,58 TL fazla ödemesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacı daha önce aynı konuda aynı mahkemeye açtığı 2003/187 Esas, 2004/111 Karar sayılı dava dosyasında yargılama devam ederken 16.3.2004 tarihli oturumda davadan feragat ettiğinden mahkemece feragat nedeniyle davanın reddine karar verildiği görülmüştür .
Uyuşmazlık, davacının 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılık sürelerine göre yaşlılık aylığını hak kazandığının tespiti konusunda açtığı davadaki feragati nedeniyle verilen davanın reddi kararından sonra aynı konuda yeniden dava açıp açamayacağı noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle dava konusunun doğrudan 1479 sayılı Yasa’da öngörülen sigortalılık hak ve yükümlülüklerini etkileyeceği ortadadır.
Sözü edilen sosyal sigortalılık, kişinin Anayasa’da ifadesini bulan temel sosyal haklardan olan sosyal güvenlik hakkına ilişkindir. Nitekim, Anayasa’nın 12. maddesine göre, herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Anayasa’nın 60. maddesinde ise, “herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve feragat edilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.1479 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir.
Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp, aynı zamanda bir yükümlülüktür (M.Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, 1985, sh. 90). Bu nedenle, sigortalılık hakkından feragat edilemez. Kamu düzenini ilgilendiren bu tür tespit davalarında hakimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.02.2004 gün, E:2004/21-54, K:2004/54 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Bu durumda, mahkemece, işin esasının incelenmesi gerekirken davanın hukuksal niteliği gözönünde bulundurulmaksızın davacının bu konuda her zaman dava açabileceği dikkate alınmadan davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2008/9700, K. 2009/6840, 14 Mayıs 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama