KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2009/13966 E., 2010/10519 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Karar Metni
479 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı, murisinin, davalılardan işverene ait işyerinde 1.1.2002-30.7.2002 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
Dava, davacının eşi muris ...'in davalı işverene ait kahvehane işyerinde 01.01.2002-03.07.2002 tarihleri arasında kesintisiz geçen çalışmalarının tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmesi eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
Somut olayda uyuşmazlık, fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işyerinin kurumda tescilli olmadığı, davacı murisinin herhangi bir çalışmasının bildirilmediği, davalı işverenin 14.5.1993 tarihinden beri kahvehane işletmeciliğinden vergiye kayıtlı olduğu, davacı murisinin 31.3.2004 tarihinde öldüğü ve davalı işverenin kardeşi olduğu anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunlara destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten ifadesi hükme dayanak alınan bir kısım tanıklar davacının eşinin davalı işyerinde çalıştığını belirtip ancak hangi tarihler arasında çalıştığını açıklık getirmedikleri halde, bir kısım tanıklar da davacı eşinin 2002 yılında davalı işyerinde çalıştığını belirtmişlerdir.
Her iki taraf tanıkları kayıtlı işyeri çalışanı, o tarihte köyde görev yapan kayıtlı kamu tanığı olmadıkları gibi, davalı işyerine komşu işyerleri sahipleri veya çalışanları da olmamaları nedeniyle, tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta, soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez.
Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Yapılacak iş; daha önce dinlenen tanıklarda dahil olmak üzere uyuşmazlık konusu dönemde köyde görev yapan öğretmen, imam, muhtar ve azaların, öğretmenlerin İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden, köy imamının İlçe Müftülüğünden, muhtar ve azaların da Kaymakamlıktan sorulup kayıtları celbedildikten sonra, tespiti istenen dönemde görev yapan öğretmen, imam, muhtar ve azaların çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2009/13966, K. 2010/10519, 26 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama