KÜNYE
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2009/5217 E., 2009/11124 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Temmuz 2009
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
991 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen 110.000.00TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davalılardan Pulver Solvent Kimya San.
A.Ş. vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.07.2009 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalılardan Pulver Kimya san. A.Ş. vekili Avukat...... ile karşı taraf vekili Avukat ... geldiler. Diğer davalı adına kimse gelmedi.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, Pulver Solvent Kimya AŞ adı ile Ticaret Siciline tescil edilmiş bir tüzel kişiliğin bulunmadığı anlaşılmakta ise de haksız fiil faillerinden olduğu dosya kapsamından anlaşılan Pulver Kimya San. Tic. AŞ’nin husumeti kabul ederek davalı olarak yargılamada hazır bulunmasına, gerekçeli kararda Pulver Solvent Kimya AŞ olarak yazılan davalı adının HUMK 459. maddesi gereğince mahallen düzeltilmesinin mümkün bulunmasına göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava; 07.04.1999 tarihinde iş kazası sonucu 58 yaşında ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, bilinen devre içerisinde kalmasına rağmen sigortalının 60 yaşından itibaren pasif devreye ilişkin kazançlarının ıskontolu olarak hesaplanması gerektiğine ilişkin bilirkişi görüşüne değer verilerek, maddi zararın sigorta tahsisleri peşin sermaye değeri ile karşılandığından bahisle davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine, davacılardan sigortalının eşi olan ...’ın manevi tazminat isteminin kabulüne, diğer davacıların manevi tazminat taleplerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemenin kararı aşağıda açıklanan nedenlerle hatalıdır.
Davacıların eşi-babası olan sigortalı ...’ın ölümü ile sonuçlanan iş kazasında sigortalının % 10 davalı işverenin % 65 ve davalı üçüncü kişinin % 25 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.
O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir.
Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez. Hal böyle olunca da, yukarıda açıklanan ilkelerin ışığında davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Öte yandan 02.01.2006 havale tarihli dava dilekçesinden açıkça anlaşıldığı üzere, davacılar iş kazası sonucu ölüm nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunurken, kazanın meydana gelmesinde sigortalının hiçbir kusurunun olmadığını belirtmiş, giderek davalıların tam kusuruna dayanmışlardır.
22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de açıklandığı üzere ölenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun hak sahiplerinin manevi tazminatlarının takdirinde göz önünde bulundurulması gerekir. Somut olayda, kazalının % 10 oranında kusurlu bulunduğu kusur raporu karara esas alınmıştır.
Hal böyle olunca ve özellikle, sigortalının kusursuz olduğu belirtilerek dava açılmış olmasına göre, hak sahiplerinin manevi tazminatlarının sigortalının müterafik kusuru gözetilerek bir miktar indirim yapılmak suretiyle belirlenmesi gerekirken, davacı eş ... yararına talep gibi manevi tazminat takdir edilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
3-Maddi tazminata yönelik temyize gelince: Dava, sigortalının, iş kazası sonucu ölümü nedeniyle hak sahiplerinin uğramış olduğu zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Kusurun aidiyeti ve oranı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, öncelikle zararın hesaplanmasında rapor tanzim tarihine kadar bilinen verilere göre hesaplanan zararın kazalının 60 yaşını bitirdiği 07.07.2001 ile olay tarihi arasında kalan dönemin sermayeleştirilip, sermayeleştirilmeyeceği, başka bir anlatımla iskontoya tabi tutulup tutulmayacağı noktalarında toplanmaktadır.
Beden tamlığına karşı işlenen haksız fiillerde zararın gerçek miktar ve şümulü zamanla daha iyi anlaşılabileceğinden mümkün olduğu kadar geç bir tarihin esas alınması gereği meydandadır. Borçlar Kanununun 46/2. maddesinde cismani zararın hangi tarih esas alınarak hesaplanacağı hakkında yeterli açıklık bulunmakta, cismani zararın hüküm tarihindeki duruma göre hesaplanması kabul edilmektedir.( Tekinay, Destekten Mahrum Kalma Tazminatı S.201.202 ). Bu itibarla, hüküm tarihine en yakın veriler nazara alarak rapor tanzim tarihine kadar gerçekleşen zararın somut olarak hesaplanması gerekir. Bu husus "gerçek belli iken varsayıma gidilemez" ilkesinin de gereğidir.
Rapor tanzim tarihine kadar somut olarak hesaplanan zararın, sigortalının pasif döneminin bilinen devre içerisinde başlaması nedeniyle, bilinen dönem içerisinde kalan pasif devre zararının, pasif devrenin başlangıç tarihi itibariyle iskontoya tabi tutulup tutulmayacağı sorusuna gelince;
Bilindiği gibi iskonto, vadesi gelmemiş bir borcun vadesinden önce ödenmiş olması halinde, alınan paranın vadeye kadar değerlendirme olanağı bulunduğundan borcun haksız iktisaba imkân vermeyecek oranda indirilmesidir. Rapor tanzim tarihine kadar hesaplanan beden gücü kaybı zararı, tazmin sorumluları tarafından davacıya henüz ödenmemiş bulunduğundan vadesinden önce ödenmiş bir borçtan söz edilemez. Dolayısıyla rapor tanzim tarihine kadar somut olarak saptanan beden gücü kaybı zararı iskontoya tabi tutulamaz. Aksinin kabulü, vadesi gelmiş ve henüz ödenmemiş bir borcun iskontoya tabi tutulması olur ki, iskonto kavramı ile bağdaşmaz.
Hal böyle olunca iskonto uygulamasını hesap tarihi yerine, bilinen dönem içerisinden başlatan hesap raporunun karara esas alınmasının isabetsiz olduğu açıktır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2009/5217, K. 2009/11124, 14 Temmuz 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama